4 Eylül 2011 Pazar

SAVAŞLARI DEĞİŞTİREN 50 SİLAH (3) / Mızrak - Cirit - Kargı

    
     İlk savaşçılar muhtemelen toprakta bulabildikleri silahları kullanıyorlardı. Tahta parçaları, taşlar ve kemikler bir düşmanla karşılaşıldığında onu ezmek, parçalamak, delmek ya da başka birşey için kullanılıyordu. Bununla birlikte, bir hedef için geliştirilen silahların ilki ve en öldürücüsü mızraktı. Sopa bunların ilki sayılabilir; ama bir sopayı silah haline getirebilmek için yapabileceğiniz pek fazla birşey de yoktur.


     Bazı eski zaman savaşçıları, yarı yanık değneğin ucunun sivrilebildiğini fark ettiler. Ateş önce ağacın dış kabuklarını yakıyordu. Daha sonra değneğin yanmış kısmı sıyrıldığında değneğin ucu daha da keskinleşiyordu. Böylece bu değnek ilk halinden daha kullanışlı bir hale getiriliyordu. Eğer savaşçı uzun bir değneği - ki bu düz bir ağaç dalı ya da fidan olabilirdi - alıp bu değneğin ucunu ateşle keskinleştirip, ağacın dış kabuklarını soyarsa ürkütücü bir silah elde edebiliyordu. Birkaç yıl önce buna benzer bir silah, bir fil iskeletinin kaburgaları arasında korunmuş bir şekilde bir Alman bataklığında bulundu.


     İnsanlar yontma tekniğini geliştirdikçe ince, keskin kenarlı, sivri uçlu bıçaklar elde ettiler. Daha sonra insanlar keskinleştirdikleri bıçağı mızrağın daha yeni ve öldürücü birçeşidini yapmak için kazığın ucuna bağladılar. Elbette ki bir sonraki büyük adım, silahlar çeşitli araç ve gereçlerde kullanmak için önce bakır, sonra bronz ve demir gibi metalleri kullanmaktı. Bronz uçlu mızraklar M.Ö. 3500 civarında Yakın Doğu'da ortaya çıktı ve metal başlı mızraklar M.S. 17. yüzyılın sonlarına kadar birçok orduda en önemli silah olarak kullanılmaya devam etti.



İlkçağlarda Kullanılan Bir Mızrak Örneği...






     Geçmişi tarih öncesi çağlara değin uzatılabilecek olan mızrağın tam olarak ilk defa hangi savaşta kullanıldığı bilinmiyor. Modern antropologlar ilk insanların mızrağı bir fırlatma silahı olarak kullanma eğiliminde olduğu üzerinde araştırmalar yaptılar. Uzaktan fırlatılmış bir mızrak, hücuma göre daha fazla etki oluyordu. Böylece avcılar savaşa gittiklerinde mızrağı hayvanları avlarken kullandıkları yöntemle, yani uzaktan fırlatarak kullandılar.


     İnsanlar köy ve kasabalar kurduklarında ve çiftçilik yapmaya başladıklarında koşullar değişti. Yerleşik insanlar yeni yaşam tarzlarına uyan bir savaş anlayışı geliştirdiler. Bu insalar savaş meydanında birbirlerine yakın bir biçimde durmuş olan sıra sıra mızraklı askerler oluşturdular. Bu şekilde hareket ederek hamle ettiler ve savaş alanına yayılmış daha fazla düşmanı yaralama imkanına sahip oldular. Mızraklı alay ilk olarak böyle ortaya çıktı. Bu organiazsyon İsviçre piyadesinin M.S. 15. yüzyılda Orta Avrupa'da dehşet salmasına neden oldu ve mızrak 17. yüzyılın sonunda süngü bulunana kadar kullanıldı.


İlk ve Orta Çağ'da Kullanılan Bazı Mızrak Çeşitleri ve Aparatları


Hasta ve Pilum...

(Pilum; Antik devirlerden itibaren Romalılar tarafından kullanılan bir tür mızraktır. Boyu 2 metre civarlarında olup, yaklaşık 60 cm. ebatında bir demir uca sahiptir. Ağırlığı ise 2 kg. ila 5 kg. arasında değişmektedir. Romalı savaşçılar meşhur kılıçları gladiusu kullanmaya başlamadan önce düşman menziline girdikleri andan itibaren bu mızrağı hasımlarına atmaktaydılar.

Hasta ise pilumdan farklı olarak fırlatılmaz, düşmana karşı göğüs göğüse harp etmek için kullanılırdı. Yaklaşık 2 m. civarında bir uzunluğu vardı.)





Halberd...

(Köken olarak Cermen kökenli olduğu varsayılan fakat daha ziyade İsviçre askerleriyle özdeşleşen halberd, özellikle 14. ve 15. yüzyıllarda etkin biçimde kullanılmıştır. Uzunlukları genellikle 1,5 m. ila 1,8 m. arasında olup, ucuna takılan kancamsı balta başı ile 2 m. yi geçebiliyordu. Özellikle zırhları delmekte ve parçalamakta işe yarıyordu. Vuruş etkisi gerçekten azami ölçülerdeydi. Bu silahın kullanımını ve özelliklerini daha sonra "İsviçre Piyadeleri" bölümünde inceleyeceğiz.)






Poleaxe...

(Fransız orijinli olan bu silah da, mızrağın ucuna takılan balta başına benzer aparatla, tıpkı halberd gibi, zırh delici bir özellik kazanmıştır. Boyu 1,2 m. ila 2 m. arasındadır ancak 2,4 m. kadar uzunu görülmüştür. Bilhassa 14. ve 15. yüzyıllarda kullanılan poleaxeler hantal yapılarıyla kolay kullanılır gibi görülseler de, sofistike biçimde kullanılan savaş araçlarıydı. Bu nedenle çoğunlukla iyi eğitimli sövalyeler tarafından taşınmaktaydılar.) 







Sakson ve Hint Menşeli Kargılar...

(Kısa Sakson mızrağı MS. 4. - 5. yüzyıllarda Kuzey Avrupa'da kullanılmaktaydı. Genellikle soylu sınıfının ya da profesyonel askerlerin kullandıkları bir araçtı. Hem hasmın üzerine atılabiliyor, hem de yakın muharebede kullanılabiliyordu.)






Anglo - Sakson Mızrak Uçları...





(Hint kökenli saintieler ise yaklaşık 1 m. uzunluğa ve 1 kg. ağırlığa sahiptiler. 16. - 18. yüzyıl civarlarında etkin olarak kullanıldılar. Savunma ve taarruz amaçlı kullanılabiliyorladı.) 







(Ortaçağ'da, Kuzey - Kuzeydoğu Avrupa'da özellikle Slav toplumları tarafından kullanılan "Bardiche" mızraklı baltaları ve Frank ve Anglo - Sakson toplumların kullandıkları bir nevi Roma pilumu olan "Angon"lar...)









    Mızraklı alay zırhın ortaya çıkışına neden oldu. Bir piyade bölüğü, kargı veya mızrak atanlar ve ok atanlar için güzel bir hedef teşkil eder. Fakat zırhlı bir piyade birliği, Yunanlılar'ın M.Ö. 490'da Maraton'da sergiledikleri gibi, büyük bir okçu grubu için bir müsabakadan daha fazlasını ifade eder. Yunanlı savaşçılar Doğu Akdeniz'de en fazla aranan paralı askerlerdi. Makedonya'lı II. Philippe, mızraklı alayı kendi askeri örgütlenmesine monte etmişti ve Philippe'in oğlu Büyük İskender mızraklı alay sayesinde Yunanistan ve Hindistan arasındaki dünyayı fethedebilmiştir.



Mızraklı Yunan Hoplitleri...








Büyük İskender'in Ordusunda Savaşan Bir Mızraklı Piyade ve Meşhur "Sarissa" Müfrezeleri...










     Daha sonra Romalılar mızraklı alayı geliştirerek birliklerini "bölük" adı altında organize etmişlerdir. Bu bölükler savaş meydanında dama tahtası şeklinde yayılmışlardır. Hücum için kullanılan uzun mızrak yerine, hizaya giren ilk iki sıra mızrağın yerine adına "cirit" denilen iki yeni mızrak kullanıldı. Birinci cirit ikincisine göre daha hafifti. Romalı lejyonerler ilk ciriti fırlattıktan sonra asker birkaç adım öne çıkardı. Ve lejyon ağır olanı hemen ardından fırlatırdı. Bir cirit ortalama 2 metre uzunluğundaydı. Bu uzunluğun yarısı ağaçtı ve geri kalan ise uzun demir uçluydu. Başında ufak bir mızrak başı vardı. Eğer düşman askeri, Roma askerinin mızrağının siperini yakalarsa Romalı halen mücadeleye devam ederdi. Uzun demir başlık, mızrağın düşmesine engel olurdu.


Strassbourg Savaşı'nda (M.S. 357) Cermen'lerin Üzerine Cirit (Pilum) Atan Roma Askerleri...






"Pilum" Kullanan Roma Askerleri...






Mızraklı Roma Askerlerinin Falanks Savaş Düzeni ve Roma Mızraklı Süvarisi...








     Mızrak daha sonra adına "kazık kol" denilen, oldukça çeşitli tipleri olan bir silaha dönüştü. Kanatlı mızraklar vardı. Öldürmek için gerekli olan mesafe daha da geriye gitmişti. Mızrak, düşmanın vücuduna daha geriden sokulabiliyordu. Bunun için bıçağın üzerinde iki çıkıntı vardı. Bu çıkıntı, mızrağın düşmanın vücuduna daha geriden sokula bilmesine sebep veriyordu. Japonların kullandığı Naginata ve Avrupa'da kullanılan Glaive gibi bazı mızaklar kesici silahlardı. Kısa, tek kenarlı kılıçlar uçlara monte edilmişti. Balta bıçağı ve kancası olan mızraklara "Baltalı Kargı" (Halberd) denilirdi ve ekstra uzunluktaki mızrağa "Pike" adı verilirdi. Rönesans döneminde İsviçre mızraklı alayları, düşman süvarisini durdurmak için pike kullanan mızraklı askerlerden faydalanırdı; böylece mızraklı alaydaki baltalı kargıyı kullanırlar, düşmana yaklaşarak onları devre dışı bırakabiliyorlardı.


İsviçre Kargıcıları ve Savaş Baltacıları...

(İsviçreli karakterinde, Romalılara benzer bir biçimde ahlak duygularını ikinci planda bırakan yoğun bir yurtseverlik görülmekteydi. Çevrelerindeki toplumlara korku salan İsviçre konfederasyon ordusunun sürekli biçimde kullandığı savaş düzeni prototipini Makedonya falanks sisteminden almıştı. Askerler savaş alanında muazzam sıklıkta saflar teşkil ederdi. Bu sistemin kendine özgü en güçlü silahı yaklaşık 5,5 m. uzunluğunda olan dışbudak saplı bir kargıydı.

İsviçre kargısı iki yandan elle kavranıyor, aşağı doğru saplayabilmek amacıyla da ucu biraz eğik olarak omuz hizasında tutuluyordu. Hattın önünde sadece ilk saftaki askerlerin değil, 2.-3.-4. saftaki askerlerin de kargıları ileri çıkıyor, oluşan düzen sivri uçlardan oluşan sık ve nüfuz edilemez bir çiti andırıyordu. Kolun iç kısmındakiler ön safta yere düşenlerin yerlerini almaları söylenene kadar kargılarını dik tutuyorlardı. Böylece taşıyıcıların başlarının üzerinde metrelerce yükselen kargılar hücum eden kitleye hareketli bir orman görünümü veriyordu.

Kargı İsviçre'lilerin tek silahı değildi. Yine kargıya benzer bir biçimde yaklaşık 2,5 m. uzunluğundaki savaş baltaları da ağırlıklarına ve zor kullanımlarına rağmen en öldürücü silahlarıydı. Silahın oldukça ağır olan baş kısmı sivri bir uçla sonlanıyor, ucun ön kısmında keskin bir balta, arka kısmında güçlü bir kanca bulunuyordu. Bu silahların düşman üzerinde açtığı korkunç yaraların görünüşü en cesur düşmanı bile dehşete düşürebiliyordu. Zira İsviçre savaş baltasının bir darbesi ikinciye gerek bırakmıyordu.

Mızraklı baltacılar İsviçre ordusunun savaş düzeninde askeri kolun merkezinde, kendilerine emanet edilen sancağın çevresinde dizilmekteydiler. Düşman kargıcıların hücumunu durdurmayı başarabilirse, ön safların açtığı çıkış yolundan geçerek savaşmaya başlıyorlardı. Tek kusurları, düşman süvarisiyle karşılaştıklarında ortaya çıkıyordu; çünkü boylarının kısalığı nedeniyle kargının süvari üzerinde yaptığı etkiyi yapamıyorlardı.) 



İsviçre Konfederasyon Ordusu Mızraklı Asker Savaş Düzeni...





İsviçre Mızraklı Askerleri...





İsviçre Konfederasyon Ordusunda Savaş Baltası Kullanan Askerler...









     Yukarıda adı geçen silahlar piyade silahı olarak kullanılabiliyorlardı. Eğer bir süvari mızrak kullanıyorsa buna "Mızraklı Süvari" adı verilirdi. Büyük İskender savaş meydanında mızraklı süvariler, mızraklı piyadeler düşman kuvvetlerini mevzide tuttuktan sonra son vuruşu yapmaları için kullanılırdı. Mızraklı süvarilerin kullandığı mızrak Avrupa süvarisi tarafından Karanlık Çağ'dan başlayarak tüm 16. yüzyılı kaplayacak şekilde temel silah olarak kullanırdı. Süvari mızrağı Batı Avrupa'da tüfek yaygın bir biçimde kullanılmaya başlanınca gözden düştü; ancak Napolyon Polonyalı mızraklı süvarilerden çok etkilenmiş ve mızraklı süvarileri kendi ordularında tekrar kullanmıştır. Polonyalılar ve Ruslar İkinci Dünya Savaşı'nda halen bu silahı kullanıyorlardı.



Dünya Savaş Tarihinden Konu İle İlgili Muhtelif İllisturasyonlar...


Mızraklı Çin Askerleri (İlkçağ)...



Büyük İskender'in Ordusunda Cirit Kullanarak Savaşan Trakya'lı Peltast Askerleri (M.Ö. 4. YY)... 






Pers İmparatorluğu'nun "Ölümsüz" Olarak Adlandırılan Seçkin Savaş Unsurları (M.Ö. 6. YY)...






Mızraklı Galya Askeri (M.Ö. 1. YY)





Ciritli ve Mızraklı Vizigot Askeri (M.S. 5. YY)






Campus Mauriacus Savaşı'ndaki Cermen Ciritli ve Mızraklı Savaşçıları (M.S. 451)...





İslam Ordusu Mızraklı Askerleri (9 - 10. YY)






Norman Mızraklı Süvari Düzeni (Ortaçağ)...





Bizans Mızraklı Savaş Düzeni (Ortaçağ)...






İngiliz Mızraklı Şövalyeleri ve Şövalyelerin Eğitimini Gösteren Bir İllustrasyon (Ortaçağ)...








İtalyan Mızraklı Askeri (Ortaçağ)...






Tepoztopilli Kullanan Bir Aztek Savaşçısı (14. - 16. YY)...






Mızraklı Japon Hatamoto'ları (17. YY)...








YARARLANILAN KAYNAKLAR:


* Christon I. Archer - John R. Ferris vd., Dünya Savaş Tarihi, (Çev.) Cem Demirkan, Tümzamanlar Yayıncılık, 2006.

* C.W.C Oman‚ Ok Balta ve Mancınık: Ortaçağ´da Savaş Sanatı 378 - 1515‚ (Çev.) İsmail Yavuz Alogan, Kitap Yayınevi‚ İstanbul‚ 2002.


* Osprey Publishing (Muhtelif Kitaplar).


* William Weir, 50 Weapons That Changed Warfare, New Page Books, 2005.

13 Nisan 2011 Çarşamba


BİR RESİM, BİR İSİM (4)

Selahaddin Eyyubi'nin Kendisine Esir Düşmüş Olan Haçlı Orduları Kumandanı Guy De Lusignan'ı Kabulü / Hıttin Savaşı 1187 - Said Tahsin



7 Nisan 2011 Perşembe

PUVATYA [POITIERS - TOURS] SAVAŞI (M.S. 732)

    
     Dört Halife döneminin ardından İslam dininin bayraktarlığını yapmaya başlayan Emeviler 8. yüzyıla gelindiğinde Afrika'nın kuzeyinde de etkinliklerini arttırmışlardı. Kuzey Afrika ve Doğu Akdeniz'in fethi dalgasında Güney İspanya'ya çıkan Emevi orduları, 711-714 yılları arasında bu bölgenin kontrolünü ele geçirdi ve 714'ten sonra yaklaşık 40 yıl boyunca bölgeyi valileri kanalıyla yönetmeye başladılar. Bu valilerin bazıları iç problemlerle uğraşırken, bazıları ise kuzeye doğru fetih politikası güttü. Bunların arasında, halife Ömer Bin Abdülaziz döneminde Semh Bin Malik El Havlani komutasındaki orduların Pirene'leri aşıp, bugünkü Fransa topraklarına değin ilerlediklerini görmekteyiz (721). 



Puvatya Savaşı Öncesinde Dönemin Coğrafi Yapısı...





     Araplar içerisindeki bazı karışıklıklar Avrupa'ya yönelik akınları sekteye uğratsa da, 730 yılında Abdurrahman El Gafıki'nin Endülüs valisi olarak tayin edilmesi âkim kalan müslüman akınlarını tekrar başlattı. Geçmiş dönemlerde Endülüs'te kılıç sallamış olan Gafıki, Batı Avrupa'yı tamamen fethetmeyi amaçlıyordu.


     Öte yandan, bir Germen kavmi olan Franklar 5. yüzyıldan itibaren Ren ve Loire ırmakları arasındaki bölgeye yerleşmiş ve Merovenj Hanedanı'na mensup kralların yönetimi altında, çevredeki topraklara egemen olmuşlardı. Merovenj Hanadanı'nın iç çekişmelerle zayıflaması üzerine, "Major Domus" (Saray Nazırı - Saray Efendisi) ünvanıyla soylu insanlar iktidarı ele geçirdiler. Saray nazırlığını verasetle geçen bir makama dönüştürmüş Arnulfing ailesine mensup olan Charles bu görevi üstlendi ve 4. Theuderic'i onursal bir role iterek fiilen Frank hükümdarı oldu.



Frank Krallığı'nın Puvatya Savaşı Öncesindeki Sınırları... 





     Güney ve Batı Avrupa'da böyle bir atmosfer yaşanırken, El Gafıki 732 yılında geniş kapsamlı bir sefere çıktı. Önüne gelen küçük çaplı Hırıstiyan birliklerini yendikten sonra Bordeaux şehrini de ele geçirerek Puvatya önlerine geldi. O dönem için zengin ve önemli bir bölge olan Akitanya'yı elinde bulunduran Dük Eudes tehlikenin büyüklüğünü çabuk idrak ederek, Frank hükümdarı konumundaki Charles'dan yardım istedi. Ayrıca bu isteğin kabulünü kolaylaştırmak gayesiyle kendisine tekrar bağlılık yemini etti. Dük Eudes'nun yardım talebini kabul eden Charles da önemli bölümü piyadelerden oluşan bir ordu toplayıp, Eudes'nun kuvvetleriyle birleşmek üzere yola çıktı. Frank - Burgonya ve bazı Germen kabilelerden mürekkep Hıristiyan ordusu, Bordeaux'un kuzeyinde kalan Tour şehri civarlarında El Gafıki'nin ordusuyla karşı karşıya geldi. Franklar o dönemde Avrupa'nın en güçlü askerleri olarak addediliyorlardı. Katolikliği temsil ettiklerine inanmaları ise istilacı gözüyle gördükleri İslam ordularına karşı onları daha fazla hırslandırıyordu.


Charles'ın, Duke Eudes İle Buluşmasını Tasvir Eden Bir İllustrasyon...





İslam Ordularının Akitanya Topraklarına Gelişlerine Değin Kullandıkları Güzergâh...





     Frank savaşçıların çoğu zırh ve miğfer kullanmazlar, kendilerini savunmak için sadece kalkan taşırlardı. En önemli silahları francisca denen geleneksel savaş baltalarıydı. Ağır baş bölümü dışa doğru kavisli, iç kısmı oyuk biçimdeki bu baltaların aerodinamik yapısı çok iyi olduğundan düşmana karşı uzak mesafelerden etkin biçimde fırlatılabiliyorlardı. Franklar taktiksel olarak öncelikle franciscalarını düşman kalkanlarını parçalamak için fırlatıyorlar, akabinde bir kılıç ya da scramasax denen kamalarıyla düşmanın üzerine atılıyorlardı. Frank kılıçları yaklaşık 75 cm. uzunluğunda, iki tarafı kesici özellikteyken, kamaları ise 40-50 cm. civarında bir ebata sahiptiler ve geniş yapıları vesilesiyle eşsiz birer saplama aracıydılar.



Frank Savaşçıların Kullandıkları Efsanevi "Francisca"lar ve "Scramasax"lar...









     
     Aynı zamanda bir düşünür olan Bizans İmparatoru VI. Leo'nun savaş üzerine yazdığı "Tactica" adlı eserinde Frank askerlerinden detaylı biçimde bahsedilmektedir. Leo'ya göre, eşit sayıdaki savaşçının karşı karşıya geldiği bir muharebede Frank ve Lombard askerleriyle Avrupa'daki hiçbir ordu baş edemez. Leo, Frank askerleri hakkında verdiği bilgilere şöyle devam etmektedir:

"...Franklar, koşullar ne olursa olsun geri çekilmenin şerefsizlik olduğuna inandıkları için, onlara ne zaman savaş açarsanız açın sizinle savaşacaklardır. Franciscaları, uzun kılıçları ve geniş kalkanlarıyla birlikte muazzam süratte hücum ettikleri için kendi açınızdan olası tüm avantajları kullanamıyorsanız savaşı kabul etmemelisiniz ya da geri çekilerek kısa süreli yıpratma savaşına girmelisiniz. Büyük bir savaş olmaksızın geçecek birkaç haftanın ardından, yorgunluktan etkilenen bu askerler giderek savaşmaktan bıkacak ve yurtlarına geri dönecektir. Ayrıca Frankların güçleri hiçbir disiplin taşımadığı, sadece akrabalık ya da yeminle birbirlerine bağlı oldukları için, hücuma geçtikten sonra düzenlerini kaybederler; bu durumda savaşır gibi yapabilir ve tam bir kargaşa içine düştükleri anda saldırabilirsiniz..."



Frank Ordularının Savaş Unsurları...

Piyadeler...








Süvariler...








     Buna mukabil, müslüman askerler ise genellikle mızrak, kısa kılıç ve ok kullanmaktaydı. Süvarileri hafif zırhlı, vurucu güç olmaktan ziyade süratleriyle etkinlik sağlıyorlardı. Sayıları ne kadar çok olursa olsun, küçük birimler halinde pusu kurmada mahirdiler ve sahte ricatları çok etkiliydi.



İslam Ordularının Savaş Unsurları...






 





     Tarihsel kaynaklara baktığımızda, Puvatya Savaşı ile ilgili olarak pek çok belirsizliğin bulunduğunu görmekteyiz. Savaşın yapıldığı yerden, yapıldığı yıla değin önemli sayıda konu hakkında bilgilerimiz hem yetersiz hem de azdır. Batılı ve müslüman kaynaklar savaş hakkında birbirlerini tutmayan anekdotlar aktarmıştır. Her iki tarafın bizlerle paylaştıkları bilgilerin sağlamasını yaptığımızda, savaşın Tours şehrinde başlayıp, Puvatya (Poitiers) yakınlarındaki bir alana kadar yayıldığını ve orada sonuçlandığını söyleyebiliriz. Hatta bazı İslam kaynaklarında savaşın büyük oranda Puvatya'ya 20 km. kadar uzaklıkta bulunan Moussais-la-Bataille denen yerde cereyan ettiğini ve bu nedenle savaşın "Balatu'ş Şuheda" adıyla da zikredildiğini görmekteyiz.



İslam Ordularının Puvatya Önlerine Gelişini Tasvir Eden Bir İllustrasyon...






     Savaş 10-13 Ekim 732 tarihleri arasında ufak çaplı çatışmalarla başladı. İslam orduları kumandanı Abdurrahman El Gafıki çatışmaların ilk başladığı andan 8-9 gün kadar sonra atlı süvarilerini Frank piyadesinin üzerine gönderdi. Arap ve Berberi askerlerden oluşan İslam ordusu mızrakları ile Frank savaşçılarını yokladı. Ancak Frankların ön saflardaki askerleri zırhlı oldukları için bu saldırı istenilen etkiyi yapamadı. Franklar ise bu saldırıya geleneksel silahları olan francisca baltalarıyla cevap verdiler. İbre müslümanlardan yana olmakla beraber, savaşın ortada gittiği bir esnada Dük Eudes, İslam ordusunun sefer boyunca topladığı ganimetlerin bulunduğu bölüme saldırma kararı alınca işler bir anda değişmeye başladı. Dük Eudes, ganimetlere yönelik yapılacak bir saldırının müslüman askerlerin dikkatini dağıtabileceğini düşünüyordu ki, nitekim bu düşüncesinde haklı çıktı. Bir rivayete göre, İslam ordusu karargâhındaki bazı kimselerin ganimetlerin düşman eline geçmeye başladığını bağırması sonrasında müslüman askerlerin bir kısmı o bölgeye yönelmeye başladı.



Puvatya Savaşı Savaş Alanı (İslam Ordusunun Hücumu)...

(Kırmızı Renk İslam Ordusunun, Mavi Renk İse Frank Ordusunun Hareketlerini Göstermektedir.)






Puvatya Savaşı Savaş Alanı (Frank Ordusunun Kontra Hücumu)...
 
 



     Ordusunun konsantrasyon ve düzen anlamında bozulmaya başladığını gören El Gafıki, bu durumu değiştirmek amacıyla ön safa çıkıp askerlerinin dikkatini çekmek istediyse de, Frankların attığı bir ok ya da mızrağın vücuduna isabet etmesiyle hayatını kaybetti. Komutanlarının öldüğünü gören müslüman askerlerin konsantrasyonu tamamen çöktü ve Franklar tarafından kuşatılma tehlikesiyle karşı karşıya kaldılar. Hava kararmaya başlayınca İslam ordusunun ileri gelenleri savaşın artık kazanılamayacağını işaret ederek, kuşatılma tehlikesini bertaraf edebilmek için geri çekilmeyi önerdiler. Müslüman asker kayıplarının tolere edilemeyecek duruma gelmeye başlaması bu önerinin kabul edilmesini sağladı ve müslümanlar güneye doğru çekildiler.



Abdurrahman El Gafıki'nin Hayatını Kaybedişini Tasvir Eden Bir İllustrasyon...






     Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, Puvatya Savaşı hakkında doğruluğu kesinleşmiş bilgiler çok azdır. Kesin olan şey, İslam ordularının durdurulduğu ve geri çekilmek zorunda kaldığıdır. Müslümanlar bir daha hiçbir zaman Endülüs'ten bu kadar kuzeye doğru çıkamamışlardır. Puvatya'daki müslüman başarısızlığının nedenlerine baktığımızda ordu içerisindeki Arap - Berberi çekişmesi, askerlerin ganimet sevdası ve savaşın yapıldığı bölgenin Emevi devleti merkezine çok uzak olması gibi hususlar önemli derecede etkili olmuştur. Zira o denli büyük bir ordunun devlet merkezine çok uzak bir yerde harp etmesi bazı lojistik - ikmal ve haberleşme sorunlarını da beraberinde getirmişti.


     Franklar açısından ise Puvatya Savaşı hiç süphesiz ki önemli bir zaferdir. Bu savaş ile evvela Hıristiyan dünyasında büyük bir moral motivasyonu sağlanmıştır. Charles'a başarısından ötürü "Martel (Çekiç)" ünvanı verilmiştir. Charles Martel'in başarısı sadece savaş alanında kalmamış, Puvatya sonrasında giriştiği ordu içi kapsamlı reformlar kanalıyla Franklar güçlerine güç katmıştır. Daha önce ekseriyeti piyade sınıfından oluşan Frank ordusunda süvari sınıfının önem ve etkisi muazzam dereceye gelmiştir. Öyle ki, Frank ordusunun güçlü bir süvari sınıfına sahip olması Ortaçağ şövalye sisteminin gelişiminde katalizör etkisi yapmıştır. Ayrıca daha önceden fiili biçimde devletin başına geçmiş olan Charles Martel, yine  bu savaştan sonra devlet üzerindeki otoritesini pekiştirerek Karolenj Hanedanlığı'nı kurmuştur.



Puvatya Savaş Alanı: Günümüzdeki Görünüm...




 







YARARLANILAN KAYNAKLAR:


* C.W.C Oman‚ Ok Balta ve Mancınık: Ortaçağ´da Savaş Sanatı 378-1515‚ (Çev.) İsmail Yavuz Alogan, Kitap Yayınevi‚ İstanbul‚ 2002‚ (s. 24 - 27 ve 36 - 37).
 
* David Nicolle - Angus McBride, The Armies of Islam 7th - 11th Centuries, Osprey Publishing, 1995.
 
* David Nicolle - Angus McBride, Armies Of The Muslim Conquest, Osprey Publishing, 1993.
 
* David Nicolle - Angus McBride, The Moors, The Islamic West 7 TH - 15 TH Centuries AD, Osprey Publishing, 2001.
 
* David Nicolle - Graham Turner, Poitiers 732 AD: Charles Martel Turns The İslamic Tide, Osprey Publishing, 2008.
 
* David Nicolle - Wayne Reynolds, Carolingian Cavalryman 768 - 987 AD, Osprey Publishing, 2005.
 
* İsmail Hakkı Atçeken‚ Puvatya (Balâtu'ş-Şühedâ) Savaşı ve Etkileri Üzerine Bir Araştırma‚ Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi‚ Sayı: 8‚ Konya‚ 1998‚ (s. 243 - 263).
* John France, "Poitiers", Bütün Zamanların Yetmiş Büyük Savaşı, (Ed.) Jeremy Black, (Çev.) Nurettin Elhüseyni, Oğlak Yayınları, İstanbul, 2006, (s. 49 - 50).
 
* William Weir, Dünyayı Değiştiren 50 Savaş, (Çev.) Emine Demirtaş - Mehmet Usta), Etkileşim Yayınları, 2009, (s. 245 - 250).