26 Kasım 2011 Cumartesi

HASTİNGS SAVAŞI (M.S. 1066)

  
     Hastings Savaşı daha sonraki yıllarda Avrupa'da vuku bulacak pek çok savaş gibi bir veraset anlaşmazlığından kaynaklanmıştı. İngiltere Kralı "Dindar" Edward kendisinden sonra gelecek bir vâris bırakmadan ölmüştü. Normanlarla bağları olan ve 1042'de İngiltere'ye çağrılana değin Normandiya saraylarında bir nevi sürgün hayatı yaşayan Edward, İngiltere'nin en etkin ve soylu ailelerinden Wessex Kontu Godwin'den çekindiği için onu ülke dışına sürme arayışlarına girdi ve 1051 yılında bunu başardı. Fakat bunu başarırken Normandiya Dükü ve akrabası olan William'a tahtı bırakma sözü vermişti.


     Normandiya Dükü William, babası Dük "Şeytan" Robert'ın gayrı meşru bir ilişkisinden doğmuş çocuğuydu. Ama bu durum onun yedi yaşındayken düklük mirası almasını engellemedi. Bir çok sıkıntı ve tehlikeye karşın, yirmi yaşına geldiğinde Fransa Kralı I. Henry'nin de desteğiyle gücünü arttırdı ve düzeni sağladı. Mizacen yeri geldiğinde acımasız olabiliyorken, yardımsever ve cömert bir insan olarak tanındı. Aslında İngiltere üzerinde krallık talebi olmayan kuzeni Edward'ın İngiltere kralı olmasının akabinde bazı sorun ve tehlikelerle karşı karşıya kalması ve kendinden yardım istemesi William'ı da yaşanacak olayların içerisine sokmuştu. Edward'ın annesi Normandiya düklük hanedanına mensupken, aynı zamanda İngiltere - Norveç ve İsveç'in bir bölümünü fethetmiş olan Danimarka Kralı Büyük Kunud'un dul kalan eşiydi. Zaten Edward'ın Normandiya'da sürgün edilmesinin başlıca sebebi de Knud'un vârislerinin taht üzerinde hak talep edebilecek bir İngiliz'i uzakta tutma çabalarıydı.


Hastings Savaşı Öncesinde Dönemin Coğrafyası... 





     Edward başa getirildiğinde İngiltere genel anlamda zayıf ve giderek Büyük İskandinavya etkisi altına giren bir yerdi. Ülkede yaşayan soylu ailelerin çoğunluğu Danimarka kökenliydi veya taraftarıydı. Böyle bir atmosferde daha önce Edward tarafından ekarte edilen Wessex Kontu Godwin bir hamle yaptı ve İngiliz toplumunun bazı ileri gelenlerinin de desteğini alarak bir yıl kadar sonra iktidarı tekrar ele geçirdi. 1053'te Godwin'in ölümü iktidarın oğlu Harold'a geçmesini de beraberinde getiri. Harold'un kız kardeşinin Kral Edward ile evli olması iktidarını pekiştirmesinde yardımcı unsur oldu.


     Edward'ın 1066'da yaşamını yitirmesinin ardından Harold, Normandiya Dükü William ve Danimarka Kralı Knud'un soyundan gelen Norweç Kralı Harald Hardrada da aynı esnada İngiltere üzerinde hak talep eder hale geldi. William, Kral Edward'ın daha önce kendisine vermiş olduğu sözü neden gösterirken Harald Hardrada ise Edward'ın ölmeden evvel kendisini vâris olarak işaret ettiğini belirtiyordu.


     Yaşanan bu oldukça karışık durum savaş hazırlıklarını da beraberinde getirdi. William 7-8 bin kişilik bir ordu ile 750 civarında gemi toplamıştı. Fransa kralının çocuk yaşta olması, Fransa topraklarındaki siyasi konjonktürün kendisine sıkıntı oluşturmaması ve Papa'nın desteğini sağlaması William için bir talihti. Bu esnada Harald Hardrada da boş durmayarak İngiltere'deki yeni kral Harold'un sürgündeki kardeşi Tostig ile ile anlaştı. Beraber kurdukları 300 gemilik donanma ile York yakınlarında karaya çıktılar ve Kral Harold'a karşı savaşı fiilen başlattılar.


Tostig ve Harald Hardrada Kuvvetlerinin Kuzey İngiltere'ye Çıkarma Yaparken İzledikleri Yol...






     Harald ve Tostig'in askerleri Kuzey İngiltere kontlukları yenmekte zorluk çekmediler. Fakat Kral Harold komutasındaki İngiliz ordularının yakın çevrede olduklarından haberleri yoktu. Kral Harold günde 40 km. gibi o dönem için muazzam sayılabilecek bir hızla intikal ederek Norveç ordusuna Stamford Köprüsü üzerinde aniden saldırarak Harald Hardrada'yı ve Tostig'i öldürdü.



Tostig ve Harald'ın Ordusunda Bulunan Viking Askerleri... 

( Viking'ler "Skeggox" denilen uzun baltalar ya da kılıçlarla savaşa girerlerdi. Zincir zırh, deri ya da demir miğfer giyer, uzun üçgen şeklinde tahta kalkanlar taşırlardı. Yakın savaşa girdiklerinde uyguladıkları taktik, safları birbirlerine yaklaştırıp kalkanlarını bir arada tutarak bir kalkan duvarı, yani "savaş çalısı" oluşturmaktı; bunun ardından kendilerine benzer durumdaki düşman saflarını mızrak - kılıç ve balta kullanarak yarmaya çalışırlardı. Düşman safları bir kez yarıldı mı, Viking'lerin onları imha etmesi zor olmazdı. Normalde oldukça küçük bir orduya sahip olan Viking'lerin [Genelde 2000 civarı savaşçı ile savaşırlardı] asıl gücü düşmanlarına yaydıkları korkudan müteşekkildi. Zira söz konusu savaş olduğunda oldukça gözü kara ve acımasız bir toplumdular.)







     Yaşananlardan haberdar olan Normandiya Dükü William ise iki gün sonra güneyden karaya çıktı. William'ın öncelikli amacı kuzeyde Norveç ordularıyla savaşan Kral Harold'un toparlanmasına mahal vermeden onu kendi üzerine çekmekti. Bu gaye ile Kent ve Sussex'i yakıp - yıkarak Harold'u daha fazla kışkırttı. Harold ise belki de Norveç ordusunu yenmenin kendisine verdiği güven ve heyecan ile bu tuzağa düşerek takviye güçlerin katılımını beklemeden ve ordusunu dinlendirmeden güneye doğru hareket etti. Kendi ordusunu kuzeye sürmeyerek Harold'un güneye gelmesini bekleyen William dolaylı stratejinin en güzel örneklerinden bir tanesini vermişti. Yorgun ve yıpranmış İngiliz ordusu güneye intikal ederken daha da yorulacak, takviye alamayacak ve William'ın seçeceği bir bölgede savaşa girecekti. Kısacası her türlü stratejik, taktik ve teknik avantaj kendisindeydi.



Norman Kralı William'ın Güney İngiltere'de Karaya Çıkışı ve Hasting'e Doğru Takip Ettiği Güzergâh




     Harold intikal halindeyken yerel milis güçlerine toplanmalarını ve İngiliz ordusuna katılmasını söylediği halde orduya katılan milis gücü sayısı beklediğinin çok altındaydı. Bunda düzensiz milislerin ağır davranmalarının ve sadakatsizliklerinin etkili olduğunu söyleyebiliriz. Harold'un daha önce Norveç ordularını mağlup eden askerlerinin istim üzerinde olduklarını düşünmesi de bu durumu göz ardı etmesine yol açmıştır. Harold'un William'ın ordularına, Stamford'da Norveç ordusuna yaptığı gibi, baskın tarzında saldırmak istemesini de ayrı biçimde not düşmek gerekir.


     Nihayetinde iki ordu Hastings civarlarında karşı karşıya gelmiştir. Harold'un ordusu şimdilerde "Muharebe Tepesi" denilen Senlac Tepesi'ndeki bir sırtta mevzi alırken bunu öğrenen William ise ordusunu tepenin eteklerine topladı. İngiliz ordusu kanatlarını tepenin her iki yanındaki koruluk bölgeye yasladığı için William başlangıçta düşündüğünden daha dezavantajlı bir yerde, tepenin eteklerinde mevzilenmek zorunda kaldı. Aslında ironik bir biçimde Normandiya'lı William da bu savaşı ivedi bir biçimde bitirmek taraftarıydı; zira Harold'un takviye birlikleriyle güçlenmesini istemiyordu. Fakat Harold ondan daha fazla acelecilik göstermişti.



Hastings Savaşı'nda Anglo-Sakson Ordusu İçerisinde Yer Alan Savaşçılar...


Huscarl (Housecarl) [Kraliyet Saray Muhafızları]

(Huscarl'lar muazzam büyüklükte tek ağızlı bir başı ve yaklaşık 150 cm. uzunluğunda bir sapı olan uzun Dan savaş baltasıyla silahlanmışlardı. Bu balta at üzerinde kullanılmayacak kadar ağırdı ve iki elle kavranması gerektiği için de yüz yüze mücadelede kalkan kullanılmasını imkansızlaştırıyordu. Bu dezavantajına karşın bu silahla hasma indirilen darbeler çok etkili oluyordu. Hastings Savaşı'nda da görüleceği üzere, bir vuruşla bir atın başı kolayca kopartılabiliyordu. Savunma teçhizatları bakımından ise Normanlara benzer bir şekilde teçhiz edilmişlerdi: Kalçalarına kadar uzanan zırhlı bir gömlek ve burunlarına oturan sivri çelik başlıklar giyiyorlardı. Savaş taktikleri standart piyade kol düzeniydi; sık saflar halinde dizilerek kendilerine karşı gerçekleştirilen saldırıları püskürtebiliyorlardı. Ayrıca yine bu dizilişle karşılarındaki engelleri yarma harekâtlarını başarıyla düzenleyebiliyorlardı. Kişisel güçleri, taktiksel disiplinleri, kendilerine olan güvenleri ve aidiyet duygularıyla zamanın en tehlikeli ve elit askeri sınıflarından biri olarak lanse edildiler. En önemli kusurları ise savaş düzenlerinin meydana getirdiği hareket yavaşlığı ve fırlatmalı silahlara karşı savunmasız olmalarıydı. Süvarilerden gelen hücumlarda onları durdurabilmek amacıyla yanaşık düzene geçerek yekpare biçimde karşılık vermekteydiler.)







     Her iki taraf da seçme sayılabilecek birliklere sahipti. Harold'un ordusunda iyi silahlanmış kraliyet muhafızları, milis kuvvetleri ve az sayıda okçu vardı. William ise sadece Normandiya'lılardan oluşan bir ordu ile değil, Britonya - Fransa ve Flamanları da içeren bir ordu hazırlamıştı. İngiltere'ye getirdiği çok sayıdaki süvari ordusunun temel birimiydi. Sayıları 3000 kadar olan atlı şövalyeler ile 4000 kadar mızraklı piyade ve 1000 kadar okçu Norman ordusunun savaş unsurlarını teşkil ediyordu. Tüm askerler zincirden oluşan metal zırh ve miğfer giymekteydiler.


Anglo-Sakson Fyrd (Milis Güçleri)

(Fyrd yani milis güçleri barış ortamında sıradan insanlar gibi yaşayan ama olağanüstü durumlarda silah altına alınan birimlerdi. Uygulamaya göre her hür kişi ne kadar silah bulabilirse o kadarını yanına alıp savaşa katılmakla yükümlüydü. Bu askerler silah olarak mızrakları, ağaç kesmek için kullandıkları baltaları, üzerine taş bağlanan sopaları, sapanları ve az bir kısmının da ok ve yayları bulunuyordu. Çoğunlukla Orta ve Güney İngiltere'den toplanırlardı. Bu dağınık ve profesyonel olmayan yapılarına karşın Anglo-Sakson ordusunun bel kemiği hüviyetindeydiler. Zira bilhassa Viking saldırılarına karşı uzun yıllar ülkeyi başarıyla savunmuşlardı. Hastings Savaşına değin de İngiltere ordularının çekirdeği olmaya devam ettiler.)






İngiliz Okçusu



     Bu noktada önemli bir anektodu eklemek gerekir: William'ın ordusu mevzi alırken Normandiya ordusu ile arasında hemen hemen 500 metrelik bir mesafe vardı. Bu mesafe ile savaş düzeni alacağı yerin arası ise (ki ordular savaş düzenini 100 metre civarındaki bir uzaklıkla alacaktı) bir bataklığın ortasındaki dar ve kuru bir yoldan geçiyordu. Dolayısıyla Harold, Norman süvarilere bataklığın üzerinden geçerken saldırsaydı hareket yetisi sınırlanacak olan atların ve şövalyelerin muharebeye etkisi minimuma seviyeye inecek, 3000 atlı şövalyesinin gücünden yararlanamayacak olan William için savaş çok zor merhalelere gelebilecekti. Ancak Harold'un neden saldırmadığı halen muammadır.


Anglo - Saksonların Süvari Birimleri İçerisinde Yer Alan İngiliz Şövalyeleri... 





Anglo - Sakson Ordusunun Bünyesinde Bulunan Askerleri Aynı Karede Gösteren Bir İllustrasyon...





     Ordusu sağ salim mevzi alan William düşündüğü plan gereğince hemen saldırıya geçti. 1000 kadar okçusuyla Harold'un askerlerini taciz etmeye çalışan William gerek Harold'un milis güçlerinden mürekkep bir grubu sırt boyunca kalkan duvarı olarak kullanması, gerekse bu ok atışlarının bayır yukarı çok az etkisi olması nedeniyle başarısız oldu. Norman süvariler ise solda Bretonlar, sağda Fransızlar ve merkezde Normanlar olmak üzere üç bölüme ayrılarak savaş düzeni almıştı. Önce piyadelerin saldırıp, hasımlarını bozması sonra ise hareketli ve ağır zırhlı şövalyelerin nihai darbeyi vurması öngörülüyordu. Norman piyadeleri verilen hücum emri uyarınca İngilizlere yüklendi. Fakat geri püskürtüldüler. William ise bu ricatın bozguna dönüşmemesi için süvari birliklerine saldırı emri verdi.


Hastings'te Tarafların Aldıkları Savaş Pozisyonları...





İlk Norman Saldırısının Akabinde Oluşan Anglo - Sakson Mukavemeti ve Normanların Sol Cenahında Yer Alan Bretonların Ricatı...





Hastings Savaşı'nı Tasvir Eden Bir İllustrasyon (Norman Saldırısı)...





     Savaşın diğer tarafında ise İngiliz piyadelerin Norman oklarını savuşturduktan sonra kendilerine karşı taarruza geçmiş olan Normandiya mızraklı piyadelerine saldırdıklarını görmekteyiz. Önce okçu ateşi başlatan İngilizler akabinde kraliyet muhafızlarıyla (Housecarl) Norman saflarına yüklenmişlerdir. Kraliyet muhafızları büyük baltalarını kullanarak Norman piyadelerin zırhlarını kolayca etkisiz hale getirebiliyorlardı. Zaten bunun sonucunda Norman hattının solunda kalan Bretonlar çökmüş ve geri kaçmaya başlamıştı. Kanatları korumasız kalan Norman ordusunun merkezi de geri çekilmek zorunda kaldı. Anglo - Sakson'lar savaşta büyük avantaj sağlamış gibi görünüyor ancak süreç William'ın düşüncelerine paralel biçimde ilerliyordu. William, İngiliz birliklerinin Bretonları kovalamak için mevziden ayrıldıklarını görünce bir kısım süvarilerini ihtiyatta bırakarak askerlerinin ekseriyetini İngiliz piyadelerinin üzerine sürdü.


Anglo - Saksonların Gözünden Norman Mevzileri...





Normanların Gözünden Harold'un Karargâhı...





 Nihai Norman Taarruzu...






     Mevzilerinden ayrılan İngilizler Norman süvarisinin önüne düştüler. Norman süvariler bir kısım Anglo - Sakson askerini etkisiz hale getirdikten sonra yine bir sahte ricat yaparak diğer İngilizleri de mevzilerinden çıkarıp açık alana çekmeyi başardılar. William savaşın başlangıcında zor duruma düşmesine karşın planına sadık kaldığından ötürü avantajlı duruma geçmişti. Fakat yine de nihai darbeyi vurmuş değildi. Nihai darbeyi vuracak olay şans eseri gerçekleşti: Müsademe devam ederken William okçularına tekrar emir vererek tepe üzerindeki Anglo - Sakson'lara karşı bir kez daha atış yaptırdı. Okçular bu kez direkt atış değil de, bombeli bir biçimde oklarını fırlattılar. O esnada kalkanını zamanında kaldırmayan isimlerden bir tanesi de Kral Harold olunca rastgele atılmış olan oklardan bir tanesi gözüne saplanarak onu ağır biçimde yaraladı. Ordusunun sevk ve idaresini yapacak lider savaş dışı kaldığından İngilizler yavaş yavaş çökmeye başladılar. William ise piyade ve süvarilerine bitirici darbeyi indirmeleri için genel taarruz emrini verdi. Norman şövalyelerinden biri Harold'u buldu ve öldürdü. Anglo - Sakson askerler peyderpey savaş alanından silindi.



Norman Ordusunun İçerisinde Yer Alan Savaş Unsurları... 

Norman Şövalyeler












Arbalet (Tatar Yayı) Kullanan Okçular...





Norman Ordusu İçerisinde Yer Alan Fransız ve Breton Kökenli Askerler...






     Hastings zaferi İngiltere'ye tam hakimiyeti sağlamadı. Fakat William 1066 yılının Noel günü taç giydikten sonra Normanlar uzun vadeye yayılan bir hakimiyet siyaseti izlediler. Yer yer ayaklanmalarla karşılaşmalarına rağmen 1170'lerin başında hakimiyetlerini sağlam bir temele oturtmayı başardılar. Yerel kurumlara dokunmayan Normanlar krallık kurumunun yapısını kuvvetlendirmeye özen gösterdiler. Böylece feodal sınıfın kıta Avrupa'sındaki gibi güçlenmesinin önüne geçilmiş olundu. Coğrafî avantajlarının da yardımıyla başka bir istila dalgası ile karşılaşmayan İngilizler sağlam bir denizcilik sistemi ve donanma kurarak denizaşırı güce sahip olmaya başladılar. Dünya sathında kuvvetlenen bir İngiltere ise kıta Avrupa'sındaki herhangi bir devletin o coğrafyanın tümüne yayılacak muhtemel etkisinin önünde devamlı surette denge unsuru oluşturmuştu.



Hastings Savaş Alanının Günümüzdeki Görünümü (Üçüncü Fotoğrafta Meşhur "Senlac" Tepesi Görülmekte)...









YARARLANILAN KAYNAKLAR:

* Christon I. Archer - John R. Ferris vd., Dünya Savaş Tarihi, (Çev.) Cem Demirkan, Tümzamanlar Yayıncılık, 2006, (s. 129 - 136)

* Christopher Gravet, Norman Knight, Osprey Publishing, 1993.
* Christopher Gravet, The Fall Of Saxon England, Osprey Publishing, 1992.

* C.W.C Oman‚ Ok Balta ve Mancınık: Ortaçağ´da Savaş Sanatı 378-1515‚ (Çev.) İsmail Yavuz Alogan, Kitap Yayınevi‚ İstanbul‚ 2002‚ (s. 30 - 34).

* David Nicolle, French Medieval Armies (1000 - 1300), Osprey Publishing, 1991.

* David Nicolle, The Normans, Osprey Publishing, 1987.

* John France, "Hastings", Bütün Zamanların Yetmiş Büyük Savaşı, (Ed.) Jeremy Black, (Çev.) Nurettin Elhüseyni, Oğlak Yayınları, İstanbul, 2006, (s. 54 - 57).

* Ian Heath, The Vikings, Osprey Publishing, 1985.

* Liddel Hart, Strateji: Dolaylı Tutum, (Çev.) Cemal Enginsoy, ASAM Yayınları, 2002, (s. 42 - 45).

* Mark Harrison, Anglo - Saxon Thegn (449 - 1066), Osprey Publishing, 1993.

* Mark Harrison, Viking Hersir (793 -1066), Osprey Publishing, 1993.

* William Weir, Dünyayı Değiştiren 50 Savaş, (Çev.) Emine Demirtaş - Mehmet Usta), Etkileşim Yayınları, 2009, (s. 103 - 108).



28 Ekim 2011 Cuma

 
BİR RESİM, BİR İSİM (5)

Agincourt Muharebesi 1415 - John Gilbert
 
 
 

21 Ekim 2011 Cuma

SAVAŞLARI DEĞİŞTİREN 50 SİLAH (4) / ZIRH

    
     Zırh bütün milletler tarafından kullanılmıştır. Zırh yapımında metalin yanısıra bir çok malzeme kullanılmıştır. Deri bir yelek üzerine Çin sikkelerinin dikildiği Aleut zırhı, Batı Sibirya'daki Koryak kabilesinin ağaç - çelik ve deri zırhı, Doğu Sibirya'daki Çukçi halkının deri ve ağaç zırhı, Güney Çin'deki Lolo'ların zırhı ile Güney Pasifik'teki Gilbert Adası'nda yaşayanların kullandığı hindistan cevizi lifinden ve balık derisinden yapılmış bir zırh vardı. Keten kumaşlarından yapılmış olan zırh eski Yunanistan da dahil olmak üzere bir çok yerde kullanıldı. Deri zırh da çok kullanılıyordu. Zırhla ilgili en erken tasvirler "Royal Standart of Ur"da görülmüştür. "Royal Standart of Ur", eski bir Sümer şehri olan Ur'un kraliyet mezarlığında bulunan bir mahfazadır. Bu mahfaza üzerinde deniz kabuğu ve kireç taşından yapılmış figürler bulunmaktaydı. Burada bakır başlık ve üzerinde metal plakların olduğu pelerin giymiş bir grup savaşçının figürü vardı.


Mısır'da M.Ö. 3. Yüzyılda Kullanılan Timsah Derisinden Yapılmış Savaş Zırhı...




M.Ö. 5. - 6. Yüzyıl Civarlarında Yunan Toplumunda Kullanılan Bronz Hoplit Zırhı...




 

Roma Askerlerinin Kullandığı Bir Zırh ve Gâl Tipi Miğfer (1 - 3. Yüzyıl)





9.-10. Yüzyıllarda Kullanılan Örgülü Viking Zırhı...





     Bir savunma silahı olan zırhın mücadele sırasında kullanılan silaha göre çeşitleri vardı. Gilbert halkı tarafından kullanılan kalın katlı kabartma çizgili kumaş düşman yönünden gelen bir çelik kargı ucunu durduramazdı. Ancak bu kumaş tüm adanın en önemli saldırı silahı olan sapan taşının etkisini kırabiliyordu. Bu zırhın kafa kısmının arkasında uzun dik bir parça vardı. Eski Kelt'ler halka ve zincirlerin iç içe geçirilerek yapıldığı bir zırh icat etmişlerdi. Bu zırh bir çok zırha göre daha esnekti. Ve özellikle kılıçla yapılan saldırılar bu zırh sayesinde engelleniyordu. Ancak Kelt'lerin icadı olan bu zırh, çok keskin uçlu bir kılıcın kullanıldığı bir saldırıda savaşçıyı fazla koruyamıyordu; ama Kelt savaşçılar kılıcın ucuna değil, kenarına hedef olmaya çalışıyorlardı. Romalı askerlere kısa kılıçlarının ucunu kullanmaları öğretilmişti. Şövalyeler genellikle düşmandan gelen darbenin etkisini azaltmak için, "Aketon" adı verilen keçe ile kaplanmış elbise giyerlerdi. Buna rağmen darbe, halka ve zincirlerin iç içe geçirildiği zırhı delmese de şiddetli darbe kemiği kırabilirdi. Haçlı seferleri sırasında haçlılar zırhlarının üzerine keçeden yapılmış bir ceket giyerlerdi. Ancak bu ceket Filistin güneşi altında askerin soluk almasını engelliyor olmalıydı. Bununla birlikte Haçlılar giysinin sağladığı faydaları onun rahatsızlık vermesine göre çok daha fazla olduğunu düşünüyorlardı.


Anglo - Sakson Atlı Süvari Zırhı (11. Yüzyıl)... 




Moğol Zırhı (13. Yüzyıl)...



Japon Samuray Zırhı (12-14. Yüzyıl)...




Bâbür İmparatorluk Askerlerinin Kullandığı Demir Örme Zırh (16-17. Yüzyıl)...





     Araplar, Persler ve Hindular bu zırhı da erken zamanlarda kullanmaya başladılar. Ama bu zırhı kullananlar atılan bir mızrağı durdurmak veya kılıcı savuşturmak için zırha metal plaklar eklediler. Bornu, Mali ve Songhai gibi Batı Afrika krallıklarında savaşçılar halka ve zincirlerin iç içe geçirildiği zırhlar kullanmışlardır. Afrika ve Arabistan gibi sıcak bölgelerde bu zırhı kullananlar metalin güneşten ısınmasını ve zırhın bir fırın gibi ısınarak eti yakmasını önlemek için kumaştan cübbeler giyiyorlardı. Haçlı savaşlarına katılan Avrupa'lı savaşçılar düşmanlarından gördükleri cübbeyi kulladılar ve bunu Avrupa'ya getirdiler. Avrupa'da şövalyeler hanedan armalarını göstermek için de bu cübbeyi kullanmaya başladılar.


15. Yüzyıl Germen Şövalye Zırhı...



İngiltere Kralı 8. Henry'nin Savaş Alanında Kullandığı Demir Zırh (16. Yüzyıl)





16. Yüzyıl İtalyan Göğüs Zırhı...




     Eski Grek'ler tunç zırh kullanmayı tercih ediyorlardı; çünkü tunç eritilebilir ve büyük parçalara ayrılabilirdi. Avrupa'daki hiç bir demirhane ocağında demiri eritebilecek bir sıcaklık elde edilemiyordu. Demir kızdırma ve dövme gibi zahmetli işlemden sonra cevherden ayrılabilirdi ve demirci ustasına bir kılıcın keskin kenarı kadar geniş bir parça yapması ve küçük parçaları kaynaklaması için küçük parçalar verilirdi. Böylece yüzyıllar boyunca demir zırh küçük parçalar kullanılarak yapıldı. Demir tel parçalarından yapılan halkalardan oluşan halkalı ve zincirli zırh küçük parçalar kullanılarak yapılan zırhlara bir örnekti. Kumaş veya deri üzerine tutturularak üst üste konulan metal parçalarının kullanıldığı ve balık derisindeki pullu şekiller gibi yapılan pullu zırh ve ip ve telle birbirine bağlanan metal parçalarından yapılan katmanlı zırh küçük parçalar kullanılarak yapılan zırhlara verilebilecek diğer örneklerdir. Japon zırhı muhtemelen Amerika kıtasında kullanılanlara benzeyen katmanlı zırhtı. Ancak katmanlı zırh Orta Asya, Hindistan ve Pers ülkesinde de oldukça çok kullanılıyordu. Halkalı ve zincirli zırhın savaşta Tatar yayı yüzünden etkisiz hale geldiği ve bu zırhı kullanan askerin hayati tehlikesinin arttığı Ortaçağ'ın sonunda şövalyeler halkalı ve zincirli zırhın üzerine levhalı bir kaput giymeye başladılar. Levhalı kaput, dayanıklı kumaştan yapılan ve küçük demir dikdörtgen kalıpların kumaşın içine perçinlendiği bir yelekti. Kalıpların üzerine genellikle kumaşla astarlanırdı.



Hindistan Civarlarında Yaşayan Sih'lerin Kullandığı Bir Zırh Tipi (18. Yüzyıl)...




Aynı Dönemlerde (18. Yüzyıl) Hindistan Civarlarında Kullanılan Demir Örgü Zırhı...





19. Yüzyılda Kullanılan Bir Japon Zırhı...




     Avrupa'lı demirci ustalarının metal işinde ustalıkları gittikçe arttı ve 14. yüzyılla hafif çelikten daha büyük parçalar üretebilecek duruma geldiler. Bu yenilik şövalyeler için bir talih anlamına geliyordu. Ancak silahlar gittikçe güçlenmeye başladı. Buna paralel olarak zırh da gittikçe ağırlaşıyordu. Bununla beraber, öyle bir zaman geldi ki zırhın ağırlığı askerlerin savaşmasına engel olmaya başladı. Bacağa takılan zırhın yerine ağır zırhlı çizme kullanılmaya başlandı. Kalın deri çizmeler kalçaya kadar çıktı ve 17. yüzyılla birlikte beden bölgesinde kullanılan zırhın yerine çelik zırhın altına giyilen ağır bizon derisinden yapılma bir kaput kullanılmaya başlandı.


Antik Yunan Corinthia Toplumunda Kullanılan Bronz Miğfer Türü (M.Ö. 7-6 Yüzyıl)...





Roma Gladyatör Miğferi (M.Ö. 1 - M.S. 3. Yüzyıllar)...




Britanya Kelt Toplumları Tarafından Kullanılan Bir Bronz Miğfer Türü ( M.Ö. 3 - M.Ö. 1. Yüzyıllar)




Bir Viking Miğferi...




     Zırh, barutun kullanılmaya başlanmasıyla tamamen kullanımdan kalkmadı. Bazı Fransız süvarileri 1870'deki Fransa - Prusya savaşında halen zırh göğüslü ve metal müğferler kullanıyorlardı. Aynı dönemde ve daha sonraki dönemlerde İngiliz atları halkalı ve zincirli apolet (epaulet) giyiyorlardı. Birinci dünya savaşı dönemdi ise zırhın resmen geri gelişi söz konusuydu. Siperde askeri başı üzerinde patlayan şarapnel parçalarından koruyan en yaygın kullanılan zırhtı. Almanlar makinalı tüfek kullanan askerlerin ve bazı keskin nişancıların kullanması için özel bir zırhla askeri donattılar. Bu zırh, gözler dışında tüm kafayı korumaya alan çelik zırhtan ve bir miğferden oluşuyordu. 


Frank Miğferi (M.S. 6 - 7. Yüzyıl)



İngiliz Miğferi (14. Yüzyıl)...




İtalyan Menşeli Bir Miğfer (14. Yüzyıl)...




Boyalı Alman Miğferi (15. Yüzyıl)...




     İkinci Dünya Savaşı'nda bombardıman yapan mürettebat, uçaksavar güllelerinin patlayan parçalarından korunmak için uçaksavar yeleği giyiyorlardı. Kore Savaşı'nın son zamanlarında yaya askere naylondan zırhlı yelek verildi. Bu yelekler 45 kalibrelik bir tabancadan gelen gülle parçalarını ve kurşunları durdurabiliyordu. Bu zırh Vietnam Savaşı'nda da kullanıldı. Zırh geliştirilmeye devam etti. Irak Savaşı'nın muharebe askeri çelikten daha hafif ve dayanıklı olan bir sentetik malzemeden yapılan kevlar miğferi kullanıyordu. Aynı malzemeden yapılmış zırhlı yelek de kullanılıyordu. "Yumuşak zırh" adı verilen kevhar yelekleri, metal, seramik veya plastik plakalardan yapılan "sert zırh" adı verilen cephelerden oluşuyordu. Bu yelek tüfek kurşununun içeri işlemesine engel oluyordu. Yeni zırhın en fazla kullanılan tipi 7,62x39 kalibrelik AK-47 kurşunu durduruyordu. Özellikle isyan bastırma sırasında bazı birlikler kevlar baldır zırhı kullanıyorlardı. Modern piyade ise 17. yüzyıl mızraklı askerinin kullandığına benzer bir şekilde tüm bedeni kaplayan bir zırh giymektedir. 
  


Ming Hanedanlığı Döneminden Kalma Çin "Zhou"su / Miğferi (16. Yüzyıl)... 



Kore Miğferi (16 - 17. Yüzyıl)...





Osmanlı Miğferi (17. Yüzyıl)...




Japon "Kabuto"su / Miğferi (18. Yüzyıl)...





Napolyon Dönemi Fransa'sında Kullanılan Bir Miğfer (19. Yüzyıl)...




19. Yüzyıl Prusya Ordusunda Kullanılan Bir Miğfer...





19 Yüzyılda Rus İmparatorluk Süvarileri Tarafından Kullanılan Bir Miğfer...




19. Yüzyılda Avusturya - Macaristan Ordusunda Kullanılan Bir Miğfer...








YARARLANILAN KAYNAKLAR:



* Osprey Publishing (Muhtelif Kitaplar)


* Roger Ford, Weapon: A Visual History of Arms and Armour, DK Publishing, 2006.

* William Weir, 50 Weapons That Changed Warfare, New Page Books, 2005.