10 Aralık 2010 Cuma

ADRİANOPLE [EDİRNE] SAVAŞI (M.S. 378)

     Milattan sonra 4. yüzyılda Asya'dan batıya doğru ilerlemelerini hızlandıran Hun'lar karşılaştıkları yabancı kavimleri de önlerine katıyorlardı. Bunların arasında bir Töton toplumu olan Got'lar da vardı. Güney Rusya steplerinde İskit'lerden, Tatar ve Kazak'lara kadar pek çok toplumun atlardan nasıl istifade edebildiklerini gördükleri için kendileri de atlı ve mobilize bir toplum haline gelmişlerdi. Artarak devam eden Hun baskısı sebebiyle bulundukları coğrafyadan batıya doğru göç ederek Tuna kıyıları civarlarına kadar indiler ve Roma topraklarına iltica etmeye çalıştılar. Roma tarihçisi Eunopius'a göre Got'ların sayısı 200,000'den az değildi.


Adrianople (Edirne) Savaşı Öncesinde Dönemin Coğrafî Yapısı



     Eski ihtişamından yoksun olan Romalılar ise vergi ödeyebilecekleri ve gerektiğinde orduya asker sağlayabilecekleri düşüncesiyle Got'ları silahlarını bırakmaları kaydıyla bazı metruk alanlarda iskan etmeyi planladılar. Bu nedenlerden ötürü İmparatorluğun doğu bölümünden sorumlu eş yöneticisi Valens (Roma İmparatorluğu'nun batı bölümünden ağabeyi Valentianus sorumluydu) sınır muhafazasıyla sorumlu generalleri Lupicinus ve Maksimus'a direktif vererek Got'ları Roma topraklarına almaya başladı. Böylelikle Vizigotlar (Batı Got'ları) ve Ostrogotlar (Doğu Got'ları) Roma topraklarında yerleşti. Bir kısım Ostrogot da Roma makamları ile anlaşmaya yanaşmadan gizlice ve rüşvet vererek Roma sınırlarına girdiler.



Got'lar Roma Topraklarına Doğru İlerlerken...





     Romalılar ile bir anlaşma yapıp Roma topraklarında yaşamaya başlayan Got halkı zamanla Roma askerlerinin ve memurlarının baskılarına maruz kaldı. Yerleşme bedeli hususundaki aç gözlülükten, Got kadın ve kızlarının zorla alıkonmaya çalışılmasına kadar giden Roma baskısı Got'ları Romalılara karşı kışkırtmaya başladı.


Got'ların Roma Topraklarına Yerleşimini Gösteren Temsili Bir Çizim





     Zaman zaman ortaya çıkan ufak çaplı sürtüşmelerin çözümü için yetkilerini ikinci derecedeki asker ve memurlarına devreden İmparator Valens sorunun daha fazla büyümemesi amacıyla meseleyi kendisi çözmek üzere bir ordu hazırlanmasını emretti. Valens Got'ların üzerine yürürken yanına 40 000 civarında piyade ile içlerinde ağır süvari, atlı okçu ve Arap izcilerin bulunduğu 20 000 kişilik tali birlikleri aldı. 

     Valens kendisinden gayet emin biçimde Got'ların üzerine yürümekteydi; fakat hesaba katmadığı şeyler de vardı. Zira artık ne Roma ordusu eski ihtişamındaydı ne de Got'lar ve onlar gibi barbar olarak addedilen kavimler eskisi gibi zırhsız, miğfersiz, zayıf kalkanlarla korunan, sadece mızrak kullanan toplumlardı. Şimdi demir kaplı kalkanlar, kısa delici kılıç (scramasax), uzun kesici kılıç (spatha) ve Roma zırhını kolayca delebilen savaş baltaları (francisca) kullanıyorlardı.Yüz yüze yapılan muharebelerde Roma piyadeleri eski barbar kavimleri yenebilmenin kolay olmadığını anlamışlardı. Ayrıca Roma ordusu geçmişteki türdeş halini de kaybetmişti. Orduya git gide daha fazla sayıda barbar ve köle girmişti. Askerler halen cesur olsa da, geçmişteki ahenk kaybolmaya başlamıştı.



Roma ve Got Ordularının Adrianople (Edirne)'ye Geliş Güzergâhları





     Roma ordusu Got kuvvetleri üzerine ilerlerken Roma keşif birliği Got savaşçıları hakkında yanlış bir istihbarat vererek düşman sayısını ekseriyeti piyade olmak üzere 10 000 kişi kadar tanımladı. Atlı bir kavim olan Got'ların süvari güçlerinin o sıralarda nerede bulundukları halen muammadır. Bir kısım tarihçi bu atlıların taktik gereği uzak bir bölgede saldırmak amacıyla bekletildiğini belirtirken, diğer bir kısım tarihçi de Got atlıların yağma için başka bir yerde bulunduklarını ifade etmektedir.

     Roma ordusunun üzerine geldiğini öğrenen Got lideri Fritigern, Valens'e Trakya civarlarını kendisine vermesi karşılığında barış yapabileceğini bildirse de Valens buna aldırmadı. Bir süre sonra Got'lar Roma ordusunun ilerleyişindeki ihtişamdan korkarak bu kez şartsız bir barış teklifinde bulundu fakat Valens bunu korku ve acizlik belirtisi olarak nitelendirdiğinden meseleyi kökünden çözebileceği düşüncesiyle Got kampına doğru yürüyüşüne devam etti.


Roma Ordusunun İlerleyişi ve Birliklerin Savaş Düzeni









     Got karargâhı laager denen arabalarla çevrili bir tepede kurulmuştu. Hazırlıklarını eksiksiz tamamlamak isteyen Got lideri Fritigern, Roma saldırısını geciktirmek maksadıyla müzakerelere girişti ve kamp çevresindeki bazı tarlaları ateşe verdi. Tam bu esnada müzakere için Got kampı yakınlarında bulunan Roma elçisinin korumalarından bir tanesi kampta tehditkâr bir hareketlenme olduğunu düşünerek Got kampına doğru okunu fırlattı. Got'lar da aynı biçimde mukabele ettiler ve Romalıları karargâhın civarından uzaklaştırdılar. Hızlı biçimde geri dönen Romalı askerler diğer piyadelerin de spontane biçimde hareket etmelerine neden oldu. Hasımlarına karşı bir düzen içinde ve sabırla savaşmalarıyla tanınan Roma ordusu için bu durum pek alışılmamış birşeydi. Roma sağ kanat süvarileri ileri atılıp Got karargâhı üzerine doğru saldırlar ancak oradaki mukavemeti yaramadılar.



Roma Ordusu Savaş Unsurları

Piyade...



Süvari...







     Bu esnada daha önce nerede oldukları kesin biçimde bilinmeyen çok sayıdaki Got süvarisi ormanlık alandan çıkıp Roma ordusunun sağ kanat süvarilerine ve piyadelerine ani biçimde saldırarak, onları bozdular. Got süvarilerinin savaş alanına girdiğini gören Got piyadeleri de barikatların arkasından çıkarak Roma askerlerine taarruz ettiler.


Got Ordusu Savaş Unsurları

Piyade...

(Got piyadeleri kılıç-kalkan-mızrak ve balta ile savaşılardı. Sadece Got komutanları ağır zırh giyerler, diğerleri çoğunlukla hafif zırh ve kalkanla kendilerini korurlardı. Got piyadeleri düşman üstüne taktiksel olarak alçak sesle başlayan sonra yükselerek gök gürültüsüne benzer biçimde yükselerek devam eden bir biçimde bağırarak taarruz ederlerdi. Bu taktik düşman askerlerinin morali üzerinde menfi biçimde etki yapardı.) 






Süvari...

(Got süvarileri üzengi kullanmaz, büyük mızraklar ve kılıç-kalkan taşırlardı. Taktiksel olarak kanatlardan saldırıp, sahte ricat yaparak aniden dönüp tekrar saldırırlardı.)








     Valens'in içinde yer alan kıtaları koruyan birliklerden iki tanesi Got ordusunun ana unsurunu oluşturan süvari biriminin yolunu kesmek için öne çıktıysa da, Got atlarının altında ezildiler. Akabinde Got ordusu Roma ordusu sol kanadındaki piyadelere saldırıp onları kuşatarak merkeze doğru sürdü. Got süvarisi öylesine etkili olmuştu ki, Roma askeri unsurları çaresizlik ve şaşkınlık içinde birbirlerine doğru itildiler. Kısa bir süre sonra Roma sol cenahı - merkezi ve yedekleri ayırt edilemez hale geldi. Roma askerleri silahlarını kullanabilecek manevra alanından yoksun biçimde kaldılar. Piyadelerin aciz halini gören Roma süvarisi ise savaşı kaybedebileceğini anlayıp, yavaş yavaş savaş meydanından uzaklaşmaya başladılar.


Adrianople (Edirne) Savaşının Gelişim Sürecini Gösteren İki Çizim









     Roma askerlerinin bu durumu daha önce Cannae'de yaşanılana benzer bir durumdu. Aynen Cannae'de olduğu gibi, kuşatılıp hareket alanı bırakılmayan Roma piyadesinin hiçbir kurtulma olasılığı kalmıyordu. Got savaşçılarının mızrak ve kılıç darbeleri sonucunda pek çok Romalı asker hayatını kaybederken, az sayıdaki Romalı kaçıp canını kurtarabildi. İmparator Valens de dahil olmak üzere, çoğu Roma subayı ve toplamda 40 000 civarındaki Roma askeri Adrianople'de hayatını kaybetti. Efsaneye göre Got süvarisinden kaçan İmparator Valens yakınlardaki bir çiftlik evine sığınmış, sonrasında Got'ların içinde Valens'in olduğunu bilmedikleri bir halde bu çiftlik evini yakması sonucu yanarak ölmüştür.

     Adrianople Savaşı'nın sonunda Roma İmparatorluğu'nun çöküşü önlenemez biçimde başlamıştır. Got'lar Roma İmparatorluğu sınırları içerisinde kendi yöneticileri tarafından yönetildikleri bağımsız bir düzen kurmuşlardır.


Adrianople (Edirne) Savaşı'ndan Sonra Oluşan Yeni Siyasal ve Coğrafi Durum

(Savaştan sonra Got'lar Roma'ya kadar akınlar yaparak şehri yağmalamış, Galya ve İspanya'nın yönetimini ele geçirmişlerdir.)





Adrianople (Edirne) Savaş Alanı: Günümüzdeki Görünüm





STRATEJİ - TAKTİK:

     Adrianople Savaşı ağır süvarinin kazandığı ilk büyük zafer olarak görülmektedir. O döneme değin eşsiz görülen Roma piyadesini bozguna uğratan Got süvarileri atlı birimlerin düzenli yaya orduları ezebileceğini kanıtlamıştır. Barbar olarak nitelendirilen toplumların atları kullanarak seri ve etkili biçimde hücum etmeleri özellikle savunmayı - korunmayı öncelikli biçimde düstur edinen yapıları zor durumda bırakmıştır. Ayrıca barbar - yarı barbar kavimlerin atları etkin biçimde kullanıp düzenli piyade birliklerini zor duruma sokması süvari sınıfının kuvvetlendirilmesini ve piyade birliklerinin süvarilerle daha çok destek vermesi gerektiğini tüm devletlere göstermiştir.

     Adiranople Savaşı'nda Roma ordusu bunun eksikliğini acı biçimde hissetti. Zırhlı Got süvarilerinin ani saldırıları ve sayıca üstünlükleri karşısında Roma piyade ve süvarisi neredeyse hiçbir şey yapamadı. Roma ordusunun unsurları içerisinde süvari birimleri nicelik ve nitelik bakımdan daha gelişmiş düzeyde olsaydı hiç şüphesiz ki, bu büyük bozgun yaşanmayabilecekti.



YARARLANILAN KAYNAKLAR:

* Christon I. Archer - John R. Ferris vd., Dünya Savaş Tarihi, (Çev.) Cem Demirkan, Tümzamanlar Yayıncılık, 2006, (s. 105 - 111).

* C.W.C Oman‚ Ok Balta ve Mancınık: Ortaçağ´da Savaş Sanatı 378-1515‚ (Çev.) İsmail Yavuz Alogan, Kitap Yayınevi‚ İstanbul‚ 2002‚ (s. 14 - 23).

* Peter Wilcox - G.A. Embleton, Rome's Enemies 1: Germanics And Dacians, Osprey Publishing, 1994.

* Philip Matyszak, "Adrianople", Bütün Zamanların Yetmiş Büyük Savaşı, (Ed.) Jeremy Black, (Çev.) Nurettin Elhüseyni, Oğlak Yayınları, İstanbul, 2006, (s. 44 - 45).

* Richard Bodley Scott, Legions Triumphant, Osprey Publishing, 2008.

* Simon Macdowall, Adriaople AD 378: The Goth's Crush Rome's Legion's, Osprey Publishing, 2001.

* Simon Macdowall - Angus McBride, Germanic Warrior AD 236 - 568, Osprey Publishing, 1996. 

* Simon Macdowall, Late Roman Cavalryman AD 236 - 565, Osprey Publishing, 1995.

* William Weir, Dünyayı Değiştiren 50 Savaş, (Çev.) Emine Demirtaş - Mehmet Usta), Etkileşim Yayınları, 2009, (s. 89 - 93).


17 Kasım 2010 Çarşamba

11 Kasım 2010 Perşembe

CANNAE SAVAŞI (M.Ö. 216)

     Milattan önce 272'de Güney İtalya'daki bir Yunan kent devleti olan Tarantium'u kontrolü altına alan Roma Cumhuriyeti'nin Akdeniz'in ticari ve siyasi denetimi için Kartaca devleti ile çatışma içerisine girmesi kaçınılmaz hale gelmişti.

     Kartaca bugünkü Tunus ve civarında kurulmuş bir devletti. Özellikle Batı Akdeniz'de kurduğu koloniler vasıtasıyla zenginleşmiş ve kuvvetlenmişti. Kartaca'nın ticari ve siyasi yükselişi Roma'yı rahatsız ettiğinden Romalılar gerek Kartaca'nın bu yükselişini durdurmak, gerekse İtalya'ya yönelik olası bir Kartaca müdehalesinin önü geçebilmek maksadıyla askeri müdehaleye yönelik bir tutum benimsediler. Roma Cumhuriyeti ile Kartacalılar arasında Akdeniz üzerinde oluşan bu hegemonya mücadelesi için yapılan savaşların genel adına "Pön Savaşları" adı verilmiştir. Bu savaşlar bir dizi muharebeler şeklinde cereyan etmiş, dönemsel olarak 3 ana döneme ayrılmıştır. Milattan önce 264-141 yılları arasında gerçekleşen Pön Savaşları içerisinde Cannae Savaşı II. Pön Savaşları kapsamındaki en önemli muharebedir. Zira o dönemde yenilmez addedilen Roma ordusu çok ağır biçimde yenilgiye uğramıştır.


Cannae Savaşı Öncesinde Akdeniz Coğrafyası (M.Ö. 241 - 218)


     I. Pön Savaşı'nda (M.Ö. 264-241) Kartaca'dan Sardunya ve Sicilya'yı almayı başaran Romalılar denizdeki üstünlüklerini de birleştirerek istedikleri anda Kartaca'ya tekrar saldırabilme imkanı yakalamıştı. Roma karşısında savunmasız düşen Kartacalılar ise Kuzey Afrika ve İspanya topraklarına yayılıp konumlarını yeniden kuvvetlendirmeyi düşünüyorlardı. Romalılar da Kartaca'nın bu hamlesini bahane ederek onlara nihai darbeyi indirmeyi kararlaştırdı. Tüm bu gelişmelerin neticesinde II. Pön Savaşı başladı.

     Roma'nın Kartaca üzerine şekillendirdiği saldırı planlarını sezen Kartaca lideri Hannibal savaşı Kartaca dışında yapmak için İspanya üzerinden kara yoluyla Roma topraklarını kalbi olan İtalya'ya doğru ilerlemeyi düşündü. Hannibal'ın deniz üzerinden kısa bir güzergâh kullanmayı tercih etmeyerek, İtalya'ya yapacağı sefer için İspanya üzerinden yaklaşık 800 kilometrelik sarp ve tehlikelerle dolu Alp Dağları'nı geçmeyi göze alması tarihçilerin çoğu tarafından Kartacalıların denizdeki Roma üstünlüğünden çekinmelerine yorulur. Ancak yine bir başka grup tarihçi, Hannibal'ın uzun kara yolunu kullanmasında denizdeki Roma etkinliğinden ziyade bu güzergâh üzerinde bulunan Roma düşmanı toplumları (İspanyollar, Keltler, Galyalılar vs.) kendi safında toplama isteğinin yattığını belirtmektedirler. Gerçekten de Hannibal İtalya üzerine doğru ilerlerken geçtiği yollarda önemli miktardaki yabancı askeri ordusuna katmayı başarmıştır. Bunların içinde sadece Galyalılardan Kartaca ordusu saflarına katılan asker sayısı 25 000 civarındadır.

     Hannibal ordusuna değişik yerlerden topladığı askerler ve savaş filleriyle Romalıların hiç beklemediği yolları tercih ederek Kuzey İtalya'ya kadar varmıştır. Kış ortasında fillerle birlikte Alp Dağları'nı aşmak, bahar aylarında suları yükselen Rhöne Nehri'ni geçmek, Etruria'ya ulaşabilmek için zorlu bataklıklara girmek Hannibal'ın kullandığı yöntemler arasındaydı. Böyle bir yönteme başvurmakla Hannibal çok sayıda asker ve at / fil kaybetmiş fakat düşmanlarının seçtikleri belirli mevzilerde onlarla savaşmaktan kaçınmış olduğundan onlara avantaj sağlamanın önüne geçmiştir.


Kartacalı Hannibal'ın İtalya'ya İntikali Esnasında Alp Dağları Üzerinde Kullandığı Muhtemel Güzergâh ve Alp Dağları Üzerindeki Geçiş Yolları







     Düşmanın beklemediği anlarda beklemediği kararlar veren Hannibal, güzergâhı üzerinde önüne çıkan Roma ordularını gafil avlayabilmekteydi. İkinci Pön Savaşı kapsamındaki diğer iki muhabere olan Trebia ve Trasimen'de Kartaca ordusuna boyun eğen Romalılar halkının ve müttefiklerinin güvenini daha fazla azaltmamak için Kartaca tehdidini tamamen bertaraf etme kararı vermişti. Bu amaçla Fabius Maksimus Roma senatosu tarafından diktatör olarak seçilmişti.

     Fabius Maksimus'un Kartaca ordularına karşı izlediği strateji o döneme değin pek görülmemiş, uygulanması pek düşünülmemiş mahiyetteydi. Daha sonraları literatüre "Fabian Strateji" olarak geçen bu anlayışa göre; düşmanla direkt biçimde muhabere etmekten kaçınılıyor, düşmanın ve düşmana müttefik olan / olabilecek hasımların moral motivasyonunun azaltılması planlanıyordu. Hannibal istim üzerinde oldukça kendisine destek sağladığı için Fabian stratejinin hayata geçirilmesi mantıklı görünüyordu. Dolayısıyla istim üzerinde bulunan Kartacalıların yıpratılması Fabius Maksimus'un öncelikli amacıydı. Bundan ötürü Romalılar Kartaca ordularına küçük çaplı vur-kaçlarla zarar vermeye başladı ve Kartaca birliklerinin çevresinden ayrılmayarak ana birliklerin arkasında kalan veyahut ana birliklere lojistik destek sağlamakla görevli askerlerin üzerine saldırıyordu. Yeterli lojistik destek alamayan Kartacalıların sağlıklı biçimde üs kurmaları engellenirken, meydan savaşı biçimindeki vuruşmalarda Kartacalılara yenilen Roma askerlerinin ufak çaplı saldırılarda kazandıkları başarılar özgüvenlerini de arttırıyordu.

     Ancak bu strateji uzun vadede sonuç verecek mahiyetteydi. Hannibal komutasındaki Kartaca ordusu halen geçtiği alanlardaki yerleşim birimlerine zarar verebiliyordu ve dolayısıyla halkın buna tahammülü kalmamıştı. Altı aylık atanma sürecinin akabinde Fabius Maksimus'un nihai zafere ulaşamaması ve kendisine muhalif bazı kişilerin manipülasyonları nedeniyle Maksimus görevden alınmış, yerine "kifayetsiz muhteris" bir karakterdeki Caius Varro ile Lucius Paullus göreve getirilmişlerdir. Aynı dönemde Kartacalıların Roma köylülerinin ürettikleri ürünlere bile el koymaya başlaması Roma senatosunun o döneme değin görülmüş en kalabalık Roma ordusunu toplayarak Kartaca üzerine yürüme kararı almasını beraberinde getirmiştir. İlk planda 8 lejyonun savaş tertibi alması emredilmiştir. Daha sonra bu rakam destekleyici yedekler ve süvarilerle 16 lejyona kadar ulaşmıştır ki, 300 yıl sonra Roma İmparatorluğu Britanya'dan Mezopotamya'ya kadar uzanan nüfuz alanı içerisinde bile 25 lejyonluk bir askeri güce sahipti.

     Roma kuvvetlerinin başına geçen iki konsülden Caius Varro taarruz güdüsü ile muhakeme gücü arasında denge bulunmayan bir insanken, Lucius Paullus itidalle hareket eden ve şartların olgunlaşmasını kollayan bir karakterdeydi. Normal şartlarda her Roma konsülü kendi ordusuna komuta ederdi fakat Cannae Savaşı öncesinde toplanan Roma ordusunun büyüklüğü her iki konsülün orduya sırayla komuta etmesini gerektirmişti. Roma ordusu Cannae'ye doğru ilerlerken  yol üzerinde bir Kartaca birliğinin saldırısını başarı ile püskürten Varro'ya karşı güven duygusunun artması Cannae Savaşı sırasında orduyu ilk olarak onun komuta etmesini sağlamıştı.

     Milattan önce 216 yılının 2 Ağustos sabahında Roma ve Kartaca orduları Cannae'de savaş düzeni aldılar. Kartaca ordusu birçok farklı toplumdan oluşsa da, Hannibal İtalya'ya yürüyüşünün başlangıcından Cannae Savaşı'na kadar geçen süreçte ordusunda belirli bir disiplini sağlamıştı. Kartaca ordusunda Kelt, Galya'lı ve İspanyol piyadeler merkezde, onlara göre daha yetenekli ve ağır zırhlı olan Libya'lı piyadeler ise sağlı sollu iki blok halinde cehpe gerisinde saf tutmuştu. Süvariler arasında İspanyol ve Galya'lı ağır süvariler ile Numidya'lı hafif süvariler bulunuyordu.


Kartaca Ordusunun Savaş Unsurları...

Libya'lı Ağır Piyadeler

(Hannibal'ın en çok güvendiği piyade birimidir. Zırhlı olup falanks düzenine benzer bir düzende, disiplin içerisinde savaşırlardı.)




İspanyol Piyadeler

("Falcata" adındaki 60 - 70 cm. uzunluğunda, uca doğru eğimli, eğimin kılıcın alt kısmında iç bükey üst kısmında dış bükey olduğu, kabzası kancaya benzeyen bir kılıç taşırlardı. Yakın mesafede harp etmeyi severlerdi. Kılıçları o dönemde Avrupa'da kullanılan en iyi çelik kullanılarak yapılıyordu.)




Kelt ve Galya'lı Savaşçılar

( Kelt'ler barbar nitelikli insanlardı. Kendi hayatları dahil, insan hayatına önem vermezler, düşmana karşı vahşi gözükmek için boynuzlu başlıklar giyer, uzun kalkanlar taşırlardı. Bununla birlikte vücut zırhı kullanmaz ve hatta üzerlerine giysi giymezlerdi. Silahları uzun demirden kılıçlar ve demirden yapılmış sivri uçlu ağır bir ciritti. Alttaki ilk iki illustrasyonda Kelt savaşçılar diğerinde ise Galya'lı savaşçılar görülmekte...)







Balearya'lılar


(Kökenleri Menorca‚ Mallorca‚ Cabrera‚ İbiza ve Formenteragelen gibi adalar olup, sapanla savaşmaktaydılar. Bu sapanların kısa-orta ve uzun menzile uygun cisim atmaya yarayan boyutları vardı. Balearya'lılar sapanlarını boyunlarında taşırlardı.)




Numidia'lı Süvariler

(Numidia bugünkü Cezayir civarını içine alan bir bölgedir. Bu bölgede yetişen atlı süvariler kendilerine has bir biçimde savaşırlardı ve işlerinde çok mahirdiler. Dizgin kullanmadıkları ve atları dizleriyle yönlendirdikleri için iki elle de savaşabiliyorlardı. Ana silahları kısa ciritlerdi. Leopar desenli eyer battaniyesi üzerine oturarak uzun cüppeler giyerler, bu da düşmanları üzerinde psikolojik etki yapardı. Savaş alanında çok çevik biçimde hareket etmekteydiler. İllustrasyonda bir Roma süvarisiyle savaşan Numidia'lı süvari görülmekte...)




İspanyol ve Galya'lı Ağır Süvariler

(İspanyol süvariler zırh giyerler, mızrak ve falcata taşırlardı. Galya'lı süvariler de zırh giyip, mızrak ve kılıç taşırlardı. Miğferlerinin tepelerin çeşitli vahşi hayvan figürleri bulunurdu. İllustrasyonda önce bir Roma süvarisine taarruz eden iki İspanyol ağır süvari görünüyor. Altta ise Galya'lı ağır süvari görünmekte...)







     Roma ordusu Antik çağdaki en güçlü ve donanımlı orduydu. Askerlerinin ekseriyeti zincir zırh giyer, hafif oval kalkanlar kullanırlardı. Başlıca silahları ağır fırlatma mızrağı olan pilum ve iyi kullanıldığında çok etkili bir kılıç olan gladiustu. Pilumun yaklaşık 1,5 metre uzunluğunda tahtadan bir dingili, 1 metre uzunluğunda ve 2 cm. kalınlığında demir çubuğu vardı. Demir çubuğun ucuna küçük bir mızrak ucu takılıyor, her lejyon askeri pilumu 10 ila 20 adım arasıdaki bir mesafede atıyorlardı. Kısa ve keskin kılıçlar olan gladiusları neredeyse omuz omuza denecek yakın bir düzen içerisinde savaşarak kullanırlar, düşmanın genellikle koltuk altı bölgesine saplarlardı. Düşmanları daha uzun kılıçlar kullandıkları için daha geniş bir manevra alanına gereksinim duyarken Romalılar gladiusları sayesinde aynı ebattaki bir alanda daha fazla asker kullanabiliyorlardı.

     Roma lejyonları her biri 4200 piyade ve 300 süvariden mürekkep birimlerdi. Bu birimler içerisinde zırh giymeyen ve cirit kullanan 1200 velite (hafif piyade) ; kılıç-zırh ve iki ciritle donanmış 1200'er principe ve hastati (ağır piyadeler) ; 2,5 metre uzunluğundaki mızrakları kullanan ağır zırhlı 600 triarii (en tecrübeli askerlerden oluşan birim) bulunurdu. Askerler yanaşık düzende savaştıklarından güçleri bireysel yeteneklerinden ziyade beraber, eşgüdüm içerisinde hareket etmelerinden ileri gelirdi. Savaş başladığında veliteler ellerindeki ciritleri düşmanın üzerine atarak onları taciz ederler, akabinde süratle geri çekilerek yerlerini hastati ve principelere bırakırlardı. 

     Lejyonlar 100'er metre arayla, üç saf halinde tertip alırlardı. Her hat her birinde 20 asker bulunan ve 6 saf askerden oluşmuş küçük bir falanks olan 120 askerlik "maniple"lere bölünmüştü. Her lejyon askeri ortalama 5 metre kare ebatındaki bir alanda savaşıyordu. Lejyon askerleri topyekun saldırmaz üçte ikisi sıcak bölgenin dışında sırasını beklerdi. Askerler yorulduklarında savaştıkları maniplelerden çekilir ya da tüm ilk hat çekilebilirdi. Üçüncü hattaki triariiler çekilen askerler için güvenli bir alan oluştururdu. Triariiler en tecrübeli ve en kıdemli askerlerdi ve çoğu zaman savaşa dahil bile olmazlardı. Fakat sıkı bir falanks disiplini içerisinde savaştıkları ve dönemleri için en modern teçhizatları kullandıkları için düşman açısından göz korkutucu bir nitelikleri vardı.


Roma Ordusunun Savaş Düzeni

Piyadelerin Savaş Düzeni: "Maniple"



Süvari (Equites) Birimlerinin  Savaş Düzeni




     Her Roma lejyonunda 7 üst rütbeli subay ile 60 centurion (iyi ve tecrübeli askerler arasından seçilmiş düşük rütbeli subaylar) bulunmaktaydı. Bunun dışında Roma'nın diğer piyade birimi olan okçularını ise umumiyetle Sicilyalı okçular oluşturmaktaydı. Equites diye adlandırılan Roma süvarisi ise oldukça prestijli bir birim olmasına karşın belki de ordunun en yumuşak bölgesiydi. Lejyonların 4200 piyadeye karşılık 300 süvari ile desteklenmesi / donatılması bir anlamda bunun göstergesidir. Piyadeye ve niceliğe önem veren Roma ordusunda müttefik devletlerden de süvari sınıfı asker desteği sağlanabiliyordu.



Roma Ordusunun Savaş Unsurları...

Sol başta "Tribunus" (Roma Cumhuriyeti'nde seçilmiş asker ya da sivil idarecilere verilen bir ünvan); Ortada bir roma "Signifer"i (Roma ordusunda askeri birliklerin amblemlerini / işaretlerini taşıyan kişiler); Sağ başta ise bir Roma konsülü görülmekte.


Sol baştaki illustrasyon "triarii", ortadaki illustrasyon "hastati" ve "principe", sağ baştaki illustrasyon ise "velite"leri tasvir etmektedir.





Roma Süvarileri (Equites) savaşta düşman piyadesini bozma, düşman orduları üzerine manevra yaparak onları kuşatma ve rakip süvarilerin üzerine taarruz etme gibi görevleri vardı. Başlarında "Decurion" denen komutanlar bulunurdu. "Decurion"lar bir birliğin veya 30 süvariden oluşan "turma"lara komuta ederdi.




     Görüldüğü gibi iki ordu da gayet donanımlı ve savaşa hazır bir durumdaydı ve savaş dönemin teamüllerine uygun biçimde iki ordunun da piyadelerini merkeze, süvarilerini kanatlarına yerleştirmesiyle başladı. Bununla birlikte, Kartaca kumandanı Hannibal alışılmışın dışındaki bir anlayışla disiplini zayıf, hafif zırhlı İspanyol ve Kelt piyadeleri merkezin önüne çıkarmış, ordusunun en elit birimi sayılabilecek ağır zırh kuşanmış Libya'lı piyadeleri iki ayrı birime ayırarak cephe hattının sağ ve sol arka tarafına konuşlandırmıştır.

     Roma piyadesinin hücumu sonrasında dayanamayacağı aşikâr olan İspanyol ve Kelt piyadelerin neden merkezin ön saflarına alındığı daha sonra anlaşılacaktır. Hannibal sol kanatta Hasdrubal komutasındaki İspanyol ve Galya'lı ağır süvarileri, sağ tarafa ise Maharbal komutasındaki hafif Numidya'yalı süvarileri yerleştirirken merkezin komutasını kardeşi Mago ile beraber üstlenmişti. Romalılar ise piyadeleri merkeze çekerek, sağ tarafa Paullus komutasındaki süvarileri yerleştirmiş, sol kanattaki süvarileri de Varro kendi komutasına almıştır.


Cannae Savaşı'nda Tarafların Aldıkları Savaş Pozisyonları

("Mavi Renk" Kartaca Ordusunu, "Kırmızı Renk" İse Roma Ordusunu Tanımlamaktadır.)




     Nihayetinde savaş Hannibal'ın sol kanattaki İspanyol ve Galya'lı ağır süvarilerini Roma sağ kanadını kullanan Paullus komutasındaki süvarilerin üzerine göndermesiyle başladı. İspanyol ve Kelt piyadelerini de öne çıkaran Hannibal güçlü ve organize Roma piyadesinin buraya yüklenmesiyle bu hattın çökeceğini tahmin ediyordu. Nitekim Hannibal'ın önceden düşündüğü ve olmasını arzu ettiği durum gerçekleşti. Komutasına aldığı Kelt ve ve İspanyol piyadeler her ne kadar disiplinsizlikleriyle meşhur olsa da, savaş öncesinde zamanında geri çekilme hususunda disipline edilen bu askerler Roma tazyiki kaşısında geri çekilmeye başladılar. Böylelikle hem büyük kayıp verilmemiş hem de Roma piyadesinin onları takip etmesi sağlanmıştı. Kartaca merkezinde geri çekilen Kelt ve İspanyol piyadeleri takip eden Romalılar farkında olmadan tuzağa düşmüş, sanki bir torbanın ağzından içeri girmişti. Romalı askerlerin tuzağa düştüğünü gören Hannibal zaman geçirmeden arka saflarda ihtiyata aldığı Libya'lı ağır piyadelerine manevra yaptırarak iki kanattan da Roma piyadelerin üstüne sürdü ve Romalıları kuşatmaya başladı. Aynı sıralarda Kartaca ordusunun İspanyol ve Galya'lı ağır süvarileri Paullus komutasındaki sağ kanat Roma süvarilerini de bozup kovalamaya başlayınca Roma açısından durum iyice vahimleşen bir hale geldi.


Kartaca Piyadesinin Geri Çekilmesini, Onları Kovalayan Roma Piyadesinin Tuzağa Düşmelerini ve Kartacalıların Kanatlardan Başlattıkları Taarruz Sonrasında Roma Kanatlarının Bozulmasını Gösteren Bir Çizim...




     Paullus'un ölmesiyle iyice dağılmaya başlayan Roma sağ kanat süvarilerini kovalayan Kartaca sol kanadı (İspanyol ve Kelt ağır süvarileri) bir süre sonra takip işini bırakarak daha önce Numidya'lı hafif süvarilerin hücum edip oyaladıkları Varro komutasındaki Roma sağ kanadına taarruz etti. Kartaca'nın iki süvari biriminin saldırısı karşısında çok fazla dayanamayan Roma sağ kanat süvarileri de kaçmaya başladı. Bunların takibatını Numidya'lı hafif süvariler yaparken Kartaca ağır süvarileri çark edip daha önce Kartaca piyadesinin tuzağına düşmüş olan Roma merkez piyadelerinin arkasına çıktı. İki taraftan Libya'lı ağır piyadelerin kıskacına takılan Roma piyadeleri üçüncü bir kıskaç ile Kartaca ağır süvarisini arkasında bulunca hiçbir şansları kalmadı ve olay kıyıma döndü.


Kartaca Ordusunun Roma Ordusunu Kuşatması ve İmha Etmesi...





     O zamana değin görülen en fazla sayıdaki lejyonu savaş alanında toplayan Roma ordusu içerisinde doğal olarak ilk kez savaşan acemi askerler de bulunuyordu. Eğitimleri icabı hiçbir biçimde geri çekilmemeye odaklandırılmış Roma piyadeleri takatleri bitinceye değin savaşarak ölmüşlerdi. Öğleden sonraya gelindiğinde 60 000 civarındaki Roma askeri hayatını kaybetmişti. Kartaca'nın kaybı ise 8000 kadardı.


Cannae Savaşı'nda Kartacalıların Kullandıkları Savaş Filleri Romalıları Psikolojik Olarak Da Etkilemiştir. Öyle Ki,  Romalılar Kendi Yönetimlerindeki Tüm Halklara Savaş Fili Yetiştirmelerini Yasaklamıştır.





     İhtişamlı Roma ordusunu çok ağır bir yenilgiye uğratan Hannibal'ın planları yenilecek Roma ordusunun müttefikleri tarafından terkedileceği üzerineydi. Fakat bu düşünce tam manasıyla gerçekleşmedi. Bir süre daha İtalya'da kalan Hannibal birkaç küçük Roma ordusunu daha etkisiz hale getirse de, Roma'yı uzlaşıya zorlayamadı. Ayrıca ordusu bitkin düştüğü, Roma şehirlerinin surlarına karşı elinde nitelikli ve yeterli sayıda kuşatma aracı olmadığı için Roma Cumhuriyeti'nin kalbine hücum etmeyi uygun görmedi. Yaklaşık 14 yıl İtalya'da tehdit unsuru olarak bulunmasına rağmen Roma'yı dize getiremeyen Hannibal bu sürecin ardından Afrika'ya dönmek zorunda kaldı. Roma ise Fabius Maksimus'un örgütleyici yeteneği sayesinde direnmiş, kendisinden kopmayan müttefiklerinden gelen yardımlarla toparlanmıştır.


     Aslında Cannae Savaşı herşeye karşın Roma'nın gücünü tekrar gözler önüne sermekteydi. İkinci Pön Savaşı'ndaki 3 önemli muharebeyi kaybetmesinden sonra bile Roma'nın ayakta kalması diğer hasımları için belirleyici bir kriterdi. Fakat Kartaca için aynı şeyden bahsetmek pek mümkün olamaz. Roma'yı İkinci Pön Savaşı kapsamındaki tüm önemli muharebelerde perişan eden Kartaca devleti hassas bir yapıya sahipti. Zira Roma ne kadar kayıp verirse versin en kötü zamanında bile eğitimli 200 000 vatandaş askeri silah altına alabiliyordu. Kartaca ordusu ise en iyi dönemlerinde bile 75 000 paralı asker ile bir o kadar yarı sadık kabile askeri ve eğitimi düşük vatandaş asker toplayabiliyordu. Buna ek olarak, ordudaki heterojen yapı istikrarsızlığı da beraberinde getiriyordu. Yani savaş sadece aynı sayıdaki eğitimli asker arasında cereyan etse Kartaca'nın Roma'yı her zaman yenebilme şansı vardı fakat işin içine diğer birimler girdiğinde Kartaca ordusunun Roma üzerinde sürekli bir tahakkümü mümkün olamazdı. Nitekim M.Ö. 202'de Kartaca ordusu kendi toprakları içerisinde hemen hemen aynı sayıdaki Roma askerine yenik düşmüş ve bir daha belini doğrultamamıştı.


Cannae Savaşı'nın Gerçekleştiği Coğrafya: Günümüzdeki Görünüm









STRATEJİ - TAKTİK:

     Cannae Savaşı Hannibal'ın taktiksel dehasıyla kazanılmıştır. Savaş öncesinde seçilen güzergâh, güzergâh üzerinde Roma'ya hasım toplumların ittifakının sağlanması, Romalıların hiç beklemedikleri yerlerde ve zamanlarda karşılarına çıkılması hep bu zekanın ürünüdür. Savaş esnasında da gerek savaş tertibi, gerekse ordunun etkin biçimde kumanda edilişi üst düzey bir askeri deha örneğidir.  

     Roma ordusu ise tam tersi seçimler yapmıştır. Fabius Maksimus'un dolaylı stratejiye dayanan etkili yöntemlerinde ısrar edilmeyerek istim üzerindeki Kartaca ordusuyla onların istedikleri şartlarda muharebe edilmesi büyük bir hataydı. Muharebelerde sayı üstünlüğünün birincil derecede önemli olduğuna inanan ve stratejik öngörüden uzak hareket eden Varro gibi komutanlar büyük ve etkili orduların ne kadar zor durumlara düşebileceğini Cannae'de göstermiştir. Aynı Roma ordusunun 15 yıl kadar sonra Zama'da büyük komutan Scipio sayesinde kendisinden daha büyük Kartaca ordularını Afrika'da yenmesi bunun en güzel tezahürüdür.



YARARLANILAN KAYNAKLAR:

* Christon I. Archer - John R. Ferris vd., Dünya Savaş Tarihi, (Çev.) Cem Demirkan, Tümzamanlar Yayıncılık, 2006, (s. 80 - 86).

* Liddel Hart, Strateji: Dolaylı Tutum, (Çev.) Cemal Enginsoy, ASAM Yayınları, 2002, (s. 17 - 22).
* Mark Healy, Cannae 216 BC: Hannibal Smashes Rome's Army, Osprey Publishing, 1994.

* Nic Fields - Duncan Anderson, The Roman Army Of The Punic Wars 264 - 146 BC, Osprey Publishing, 2007.

* Nigel Bagnall, The Punic Wars 264 -146 BC, Osprey Publishing, 2002.

* Peter Wilcox - Angus McBride, Rome's Enemies II: Gallic And British Celts, Osprey Publishing, 1985.

* Philip Matyszak, "Cannae", Bütün Zamanların Yetmiş Büyük Savaşı, (Ed.) Jeremy Black, Oğlak Yayınları, İstanbul, 2006, (s. 32 - 35).

* Terence Wise -  Richard Hook, Armies Of The Carthaginian 265 - 146 BC, Osprey Publishing, 1982.

* William Weir, Dünyayı Değiştiren 50 Savaş, (Çev.) Emine Demirtaş - Mehmet Usta), Etkileşim Yayınları, 2009, (s. 182 - 193).


19 Ekim 2010 Salı

TERMOFİL SAVAŞI (M.Ö. 480)

     On yıl önce Maraton'da Yunanlılara yenilen Persler, on yıllık bir aradan sonra yarım bıraktıkları işi tamamlamak üzere Yunan ana karasına dönmeye hazırlanıyorlardı. Babası Darcios'un yaptığı hataya düşmek istemeyen Pers Kralı Kserkses, o zamana değin görülmüş en devasa ordu için sefer hazırlıklarını başlattı. Bu amaçla Pers ordusu Anadolu topraklarını kullanarak Çanakkale üzerinden karşı kıyı olan Abidos'a geçti. 


M.Ö. 5. Yüzyılda Pers İmparatorluğu'nun Sınırları ve Yunan Coğrafyası... 




     Pers ordusunun istila amacıyla toprakları üzerine geldiğini öğrenen Yunan toplumu büyük bir panik içerisinde kaldı. O zamana değin kendi içlerinde ittifak kurmakta zorlanan Yunan şehir devletleri Pers tehlikesini bertaraf edebilme gayesiyle ortak bir savunma konsepti oluşturma çalışmalarına başladı. Dönemin en güçlü şehir devleti olan Atina'nın zayıf bir konumda bulunması, diğer şehir devletlerinin bazı dinsel ve sosyal sebepleri bahane ederek belirli sayılarda asker göndermesi gibi unsurlar tüm yükü en eğitimli ve elit askerlere sahip olan Spartalıların üzerine yükledi. Gerçi Spartalılar da çok cüzzi sayıdaki bir birliği gönderebilme durumundaydı; zira Sparta toplumunda köle konumundaki Helotlar ezici çoğunluktaydı ve her an isyana kalkışma potansiyeline sahiptiler. Bunun yanında, olayın Carneia festivaline denk gelmesi de batıl inançları yüksek olan ve festival süresince savaşa asker gönderilmesini uğursuzluk addeden Sparta toplumunun koalisyon güçlerine az sayıda asker vermesine yol açtı. Sparta'nın iki eş kralından biri olan Leonidas ve kendisinin seçtiği 300 seçkin Spartalı asker Pers askerlerine mukavemet etmek üzere yola çıktı. Yunan koalisyon ordusunun belkemiğini Spartalılar oluştursa da Arcadialılar, Corinthialılar ve Thespialılar gibi müttefiklerden de 1000-1200 civarındaki asker yolda onlara katıldı.


Pers İmparatorluğu Ordularının Termofil Savaşı Öncesinde Kullandığı Güzergâh... 





     Sparta toplumu 3 gruptan oluşuyordu: Spartiate (vatandaşlar), Perioeciler (vatandaş olmayan ama orduda savaşan özgür kişiler), toplumun büyük kesimini oluşturan köleleştirilmiş Helot'lar. Toplum acımasız ve verimsiz bir yapıya sahipti. Çok elit ama az sayıda asker yetişiyordu. 6 yaşına kadar ailelerinin yanında kalan çocuklar bu yaştan sonra askeri disipline yavaş yavaş alıştırılmak üzere devletçe alınır ve ilerleyen yaşlarında eziyet verici şartlara dayanıklı olabilmeleri için bölge bölge dolaştırılırdı [Bu şartları kısaca; açlık-susuzluk-uykusuzluk-yorgunluğa dayanma‚ ayakkabısız yürüme‚ kış aylarında nehrin soğuk sularında yıkanma gibi tanımlayabiliriz]. 20 yaşına geldiğinde tam bir asker olarak hizmete başlar ve 60 yaşına kadar asker sayılırdı. Çok sert bir askeri disiplin yönetimi vardı.

     Spartiateler ordunun merkezindeydi. Savaşta ve barışta silah arkadaşlarıyla birlikte kışlalarda yaşarlardı. Toplumun küçük bir kesimini oluşturmaktaydılar ve ihtiyaçlarını köle olan Helotlar karşılamaktaydı. Spartiate sayısının az, Helot sayısının çok olması Sparta askerlerini mevcut toplumsal düzenin devamını sağlayabilmeleri için her zaman eğitimli ve hazır olmaya itiyordu. Zira Helotlar her an isyan edebilirdi. Bu yüzden de Sparta askerleri toplum içerisinde terör estiriyordu. Dönem dönem Helotlara saldırarak onları cebren kontrol etmekteydiler.

Termofil Savaşı'nda Sparta Ordusunun Savaş Unsurlarını Tasvir Eden İllustrasyonlar...











Perslere Karşı Spartalılarla Beraber Müttefik Olarak Savaşan Tespia ve Corinthia Askerleri






     Yunan toplumunda böyle bir hazırlık süreci yaşanırken Pers ordusu tüm ihtişamıyla yoluna devam ediyordu. Fakat sefer öncesinde babasının Maraton'da yaptığı hataları yapmama gayesiyle yola çıkan İmparator Kserkses benzer hataları kendisi de tekrarlıyordu. Bu meyanda yapılan en önemli stratejik hata lojistik gereksinimleri net bir biçimde hesaplayamamalarıydı. Kserkses ezici bir insan ve ekipman gücünün Yunan devletlerini kolayca teslim alabileceğini düşünmekteydi. Bu nedenle hesapsız biçimde insan toplamaya başladı. Üstelik bunlar sadece askerlerden oluşmuyordu; asker olmayan bir takım kişiler de ordu ile beraber sefere katılmıştı. Tarihçi Heredot, Pers ordusunun sayısını 1,7 milyon gibi abartılı bir rakam olarak verirken, Pers kaynakları 800 000 gibi bir rakamdan bahsetmektedir. Bu iki sayının da gerçek dışı olduğunu söyleyebiliriz. Zira Büyük İskender Asya seferinde 50 000 kişiyi intikal ettirmekte bile zorlanmıştır. Eğer lojistik yardım için kullanılan gemilerdeki insanları da hesaba katarsak Pers ordusunun sayıca 170 000 ila 300 000 kişi arasındaki bir güçle hesaba çıktığını söyleyebiliriz.

     Pers deniz gücü, ikmal gemileriyle onları koruyan savaş gemilerinden oluşmaktaydı. İkmalin kolayca sağlanabilmesi için gemiler sahil boyunca ilerletilmişti. Tabii donanma ile kara ordusu arasında grift bir ilişki de vardı. Çünkü kara ordusunun intikali sırasında donanma koruma ve kollama işlevini icra ederken donanma da ihtiyaçlarını karşılamada kara ordusu tarafından korunmaktaydı. Çok sayıda kürekçi taşıyan gemilerde yüklü miktarda erzak bulundurmak mümkün olmuyordu. Kürekçilerin kapladığı geniş alan fazla miktarda erzağın yüklenmesine izin vermediği için gemiler sürekli biçimde kıyıya yanaşıp yiyecek - içecek temin ediyordu.

     Karadaki lojistik ihtiyaçların rahatça temini amacıyla ordunun geçeceği güzergâhta ikmal merkezleri hazırlanmış, yol üzerindeki şehirlerin halklarına ordunun ihtiyaç duyduğu şeylerin tedarikine yardım etmeleri emredilmişti. Kserkses sefere hasat mevsiminde çıkarak son hasattan istifade etmeyi de planlamıştı. Heredot'un belirttiğine göre Pers ordusu Hellespont'u inşa edilen iki köprü vasıtasıyla geçmiş, ordunun büyüklüğünden ötürü geçiş 7 gün 7 gece sürmüştü.

     Öte yandan, Pers ordusuna ait gemiler Yunan topraklarına doğru ilerlerken Sepios Burnu civarında büyük bir fırtınaya yakalandılar. Bu fırtınayı Artemisum'da meydana gelen bir dizi kısır ve sonuçsuz deniz savaşı izledi. Fırtına ve deniz savaşları Persleri yolundan alıkoyamadı ancak kantite açısından sıkıntıya soktu. Savaş dışı kalan gemiler nedeniyle sayıca azalan donanma ne deniz hakimiyeti hususunda ne de denizden ikmal anlamında eskisi kadar güven vermiyordu. Ordunun ikmali giderek zorlaşmaya başlamıştı.

     Pers ordusu 10'luk sistem (Dathapati / manga) temelinde, 100'lük (Thatapati / bölük) - 1000'lik (Hazarapati / tabur) ve 10 000'lik (Baivarapati / tümen) tümenlere kadar uzayan bir biçimde yapılandırılmıştı. En büyük askeri birimler 6 şar tümenden mürekkep kolordulardı. Heredot 29 tane Pers ordusunun bulunduğunu ve bunun 6 tanesinin çoğunluğunu Med askerlerinin oluşturduğu ağır piyade sınıfı olduğunu belirtmektedir. Ağır piyadeler zırh giyer, mızrak - yay - kılıç ve sopa taşırdı. Sadece ön saftakiler kalkan kullanıyordu.

      
Termofil Savaşı'nda Pers Ordusunun Savaş Unsurları...

Med Askerleri

(Aşağıdaki tasvir, İran'ın Persepolis antik kentinde bulunan Apadana Sarayı'nın doğu girişindeki kabartmalardan alınmıştır. Sol taraftaki kabartma Med askerini, sağ taraftaki kabartma ise Pers askerini simgelemektedir. )




     29 Pers ordusunun 10 tanesini tamamıyla hafif piyadeler teşkil etmekteydi. Bu 10 ordu bağlı bulundukları kabilelere göre ülkenin her yanından geliyordu. Hafif piyadelerin ekseriyeti hiç zırh taşımaz, sadece mızrak ya da cirit taşırdı.

Pers Hafif Piyadesi

(En soldaki asker Pers donanmasında görev yapan bir Etiyopya'lı askeri, ortadaki asker hafif piyadeleri, sağdaki asker ise Sparabara'ları tasvir etmektedir.) 

    
     Persler 7 orduluk askerini okçularına ayırmıştı. okçularına ayırmıştı. Okçuların en ilginç özelliği çok farklı etnik kökenden oluşmalarıydı (Hintliler, Nubyalılar, Sarangiyanlar gibi). Savaşlarda ilk saldırıyı çoğunlukla okçular başlatırdı. Kısa yay taşırlar ve oklarında kutsal saydıkları akbaba ile şahin tüyleri kullanırlardı. Oklarının etkili menzili 100-120 metre civarındaydı. 


       Pers Okçusu


     Pers ordusunun geri kalan temel birimi olan süvariler ise ok ve mızrak kullanırdı. Aslında piyadeden devşirilmişlerdi. Baktria, Paricanya, Hazar bölgesinde yaşayanlar ve Hint kökenliler süvari sınıfında çoğunluğu oluşturuyordu. Klasik şok tipi baskınlardan ziyade kuşatma - takip ve taciz taktikleri uygulamaktaydılar. Düşman saflarına yaklaşırlar (öncelikle yakın savaşa girmezlerdi), onlara ok ve mızrak / cirit fırlatırlardı. Süvari sınıfı içerisinde yer alan Arap deve kolordusu 8000 kişiden oluşurken, hançer ve kement taşırlardı. Kement atmada mahirdiler. Düşman askerlerini kement ile yakalayıp, hançer ile saf dışı bırakıyorlardı.


Pers Atlı Süvarisi
Arap Deve Kolordusu Askerleri


     Öte yandan, Pers ordusunda İskitlerden model alınma savaş arabaları da mevcuttu. Termofil Savaşı'nın gerçekleştiği dönemde savaş arabalarının devri bitmek üzere idiyse de, savaşların başlangıcında düzenli düşman saflarını dağıtmak için bu arabalardan istifade etmekteydiler.

     Genel olarak Pers ordusu böyle bir görüntü arzediyorken içlerinde "Ölümsüzler" denen bir birim diğerlerinden yapı ve nitelik bakımından ayrılmaktaydı. Bu birim Pers ordusunun en seçkin birliğiydi. Sayıları 10000´di ve bu sayının altına hiç düşürülmezlerdi. Ölen kişinin yerini bir başkası doldurduğu için sayıları eksilmiyordu. Bu bakımdan kendilerine "Ölümsüz" adı verilmiştir. Ölümsüzlerin içerisinde de iki alaylık daha seçkin bir birim vardı. Bunlar kralın yakın korumalığını yapardı. Boyu 2‚5 metre olan mızraklar taşıyan bu askerlerin omuzlarında asılı yayları ve kalkanları vardı. Mızrakların alt ucunda elma şeklinde altın rengi saplar vardı ve ayaklarının üzerine koyarlardı. Ölümsüzlerin ilk safı gerideki okçuların güvenliklerini sağlayabilmek için önde yaklaşık 2 metre boyunda kalkanlar açardı. Taşıdıkları tüm silahları ustaca kullanıyorlardı ve herşeyden önemlisi belirli bir savaş disiplini içersinde savaşıyorlardı.


Pers Ordusunun Elit Birliği: "Ölümsüz"ler 
                                            



     Devasa Pers ordusu düzensiz veya zamanına göre ilkel biçimde savaşan ordular karşısında çok etkiliydi. Kendilerinin toplama yapısı böyle hasımlarla karşılaştıklarında sırıtmıyordu. Ancak her piyade birimi kendi geleneğine göre savaştığından taktiksel disiplin çok zor sağlanabiliyordu. Taktiksel disipline uygun hareket edecek yapıdaki birimler Ölümsüzler ile merkezde savaşan 6 orduluk Med-Pers kuvvetleriydi. Ayrıca bu devasa yapının kendilerinde uyandırdığı özgüven de ayrı bir handikap teşkil etmekteydi. Zira bu özgüven geleneksel yapının değiştirilmesini de engelliyordu. İntikallerde piyade, okçu / mızrakçı, süvari ve levazım birlikleri hep aynı basma kalıp anlayışla hareket etmekteydi.

     Yunanlılar üzerine yürüyen Kserkses'in bir şanssızlığı da ilk önemli Yunan direnişin Termofil'deki dar geçitlerde başlamasıydı. Spartalılar Leonidas komutasında Termofil Geçiti'ni cesurca kapattılar. Kserkses önce okçuları ile saldırarak Yunan ordusunun geri çekilip çekilmeyeceğini görmek istedi. Akabinde genişliği 50 metre kadar olan geçitin üzerine saldırılması emrini verdi. Ölümsüzlerin de saldırmasına rağmen Spartalılar üç gün direnmeyi başardı. Heredot'a göre Spartalı askerlerin daha uzun mızraklar kullanması, daha iyi zırh taşımaları ve gruplar halinde ricat ederek geçite çektikleri Pers askerlerine âni saldırılarda bulunmaları bu başarıda kilit rol oynadı. Spartalılar kısa mesafeli her geri çekilişlerinde küçük gruplar halinde geçidin içine giren Pers askerlerini imha edebiliyorlardı. Yani Pers'lerin sayıca üstünlüklerinden doğan avantajları böylelikle ortadan kalkmış oluyordu.


Sparta Askerlerinin Pers Askerlerini Termofil Geçiti'nde Karşılamasını Tasvir Eden Bir İllustrasyon...




     Kserkses tam umutlarını kaybetmeye başlamışken, vaadettiği ödülün peşindeki Ephialtes ismindeki bir Yunanlı Pers ordusuna dağdaki bir geçitin yerini gösterme önerisinde bulundu. Pers ordusu komutanı Hydarnes, Ephialtes'in kendilerine gösterdiği geçiti kullanarak dağ patikası üzerinden askerleriyle birlikte Yunanlıların arkasına çıktı. Ordusu ikiye bölünen ve kuşatılan Leonidas, Spartalı - Thespialı ve  Thebesli askerler ile geçitte kalmaya devam etti. Kuşatıldıkları için neredeyse hiçbir şansları kalmayan Spartalıların müttefikleri canlarının bağışlanması vaadiyle geri çekildiler. Fakat Sparta askerleri cesurca savaşarak son adama kadar direndiler. Kendilerine avantaj sağlayan uzun mızrakları kırılınca kılıçlarıyla savaştılar. Ki, kılıçla bile Pers askerlerine karşı üstündüler. Nihayetinde sayısal çoğunluk ağır bastı ve Persler Termofil civarındaki Spartalıları teker teker öldürmeyi başardı. Leonidas'ın vücudu Persliler tarafından ele geçirildi. Heredot'un bildirdiğine göre Leonidas'ın kafası Kserkses'in emriyle kesilmiş ve vücudunun diğer kısmı da çarmıha gerilmişti.


Ephialtes'in Yol Gösterdiği Pers Ordusunun Yunanlılara Karşı Gerçekleştirdiği Baskını Tasvir Eden Bir İllustrasyon...



     Spartalıların direnişi ortadan kalkınca Pers ordusu halkın büyük bir bölümü kaçtığı için az sayıda insan tarafından savunulan Atina ve Acropolis'i kolayca ele geçirdi.


Pers Ordusu Acropolis Önlerinde...




     Fakat Yunan topraklarının tamamıyla kontrolü kolay değildi. Perslerin en zayıf noktasını donanmaları olarak tespit eden Atina'lı komutan Themistocles elde kalan Pers filosunu Salamis'teki dar bir boğaza çekerek Kserkses'in gözleri önünde tarumar etti. Böylelikle ikmal kaynaklarından yoksun kalan Persler geri çekilmeye zorlanıyordu...


Termofil Savaşı'nın Gerçekleştiği Coğrafya: Günümüzdeki Görünüm...








STRATEJİ - TAKTİK:

     Termofil Savaşı´nda Persler üstün asker sayılarına rağmen lojistik olarak bu üstünlüklerini destekleyememiştir. Kalabalık Pers ordusunda yalnızca askerler yoktu; askerlerle beraber gelen hizmetkarlar‚ cariyeler vs. de bulunuyordu. Örneğin; Ölümsüzler kendi özel arabalarında taşınıyor‚ farklı hayvanların taşıması icap eden giyecek-yiyecek-özel eşyalar savaş alanına götürülüyordu. Ordunun geçeceği güzergâhın üzerine ikmal merkezleri yapılmasına rağmen bu keşmekeş içerisinde sıkıntı yaşanıyordu. Ayrıca Heredot'un bize aktardığına göre, lojistik-ikmal ile görevli gemiler kıyıya yaklaştığında ortaya çıkan büyük bir fırtına gemilerin bir bölümünü kullanışsız hale getirdi. Böylece karadan ilerleyen piyade ve süvariler olumsuz etkilendi.


     Öte yandan‚ savaş denizde de devam ediyordu. Yunan koalisyonu aynı taktiği denizde de uyguladı. Persleri sığ ve dar bir boğaza çekmeyi başaran Yunan donanması oldukça etkili hücumlarda bulundu. Heredot'un verdiği rakamlara göre 350 Pers‚ 380 de Yunan savaş gemisi deniz savaşına katıldı. Gemiler birbirlerine iyice yaklaştığında ağır zırhlı üstün Yunan Hoplitleri Persleri perişan etti; zira Pers askerlerinin ekseriyeti yüzme bilmiyordu. Savaşta 200 kadar Pers gemisi zâyi olmuşken‚ Yunanlılarda bu sayı 40 kadardı. 

     Deniz savaşlarının akabinde Persler bir dizi saldırıda daha bulunmuşlarsa da‚ gerek kış aylarının bastırması gerekse gıda sıkıntısı ve dizanteri gibi hastalıkların ortaya çıkmasıyla Pers ordusu yenilgiyi kabullendi.


     Termofil Savaşı'nı savaş stratejileri bağlamında incelediğimizde Kserkses'in dolaylı tutum stratejisine (*) aykırı hareket ederek diğer dinamikleri hesaba katmadan salt sayı üstünlüğüne güvenip düşmanı savaş alanında ağır biçimde yenmeye yönelik bir anlayışı benimsemesi büyük bir dezavantaj oluşturmuştur. Zira gerek Yunanlıların bölgenin coğrafi yapısından iyi yararlanmaları gerekse devasa Pers ordusunun kullanabileceği sınırlı opsiyonları önceden tahmin edebilmeleri Perslerin üstünlüklerini ortadan kaldırmıştır. Muhtemeldir ki, eğer Yunan toplumu içinde menfaat çatışmaları yaşanmasaydı Yunanlılar gayet iyi bildikleri o coğrafyada birbiri ardına kurdukları tuzak ve tahkimatlarla sayıca üstün Pers ordusunu Termofil'in güneyine hiçbir biçimde geçirmeyebilecekti. 


(*) Dolaylı Tutum Stratejisi: Düşmanın ana kuvvetlerini salt askeri hamlelerle savaş alanında kesin biçimde imhasını amaçlayan  geleneksel savaş stratejisinden farklı olarak, düşmanın fizik ve psikolojik dengesinin bozup, savaşma kararlılık ve gücünün kırılmasını öngören stratejidir. Bu strateji de asıl unsur düşmanın önceden yürüteceği tahminler neticesinde alacağı bazı tedbirleri bertaraf etmektir. Hazırlık yapması engellenen ya da yeterli hazırlık yapamadan yakalan hasmın gösteceği direnç doğal olarak daha zayıf olacaktır.


YARARLANILAN KAYNAKLAR:
 
 
* Nic Fields - Steve Noon, Thermopylae 480 BC: Last Stand of The 300, Osprey Publishing, 2007.
 
* Nick Sekunda - Richard Hook, The Spartan Army, Osprey Publishing, 1998.
 
* Nick Sekunda - Simon Chew, The Persian Army 560 - 330 BC, Osprey Publishing, 1992.
 
* Christon I. Archer - John R. Ferris vd., Dünya Savaş Tarihi, (Çev.) Cem Demirkan, Tümzamanlar Yayıncılık, 2006, (s. 42-47 ve 66-67).
 
* Liddel Hart, Strateji: Dolaylı Tutum, (Çev.) Cemal Enginsoy, ASAM Yayınları, 2002, (s. 5-7).