21 Aralık 2011 Çarşamba

SAVAŞLARI DEĞİŞTİREN 50 SİLAH (5) / AT ve ÜZENGİ

     
     Atların insanlık tarihine etkisi pek çok alanda kendini göstermiştir. Ulaşımdan haberleşmeye, tarımdan savaşlara kadar farklı farklı alanlarda atların insanlık tarihini hızlandırıcı etkisi görülmektedir. İlk olarak M.Ö. 5500'lü yıllarda Kuzey Kazakistan dolaylarında yaşayan insanlar tarafından evcilleştirildiği belirtilen atların savaş tarihine olan tesiri derin niteliktedir.


     Homo Sapiens'lerin ilk tanıdığı atlar öyle zavallı  ve işe yaramaz hayvanlardı ki, insanlar atlardan sadece yemek için yararlanıyorlardı. Günümüz atları olan Equuscaballusların ataları olan Equus türü, son Buzul Çağı'nın sonlarında yeni dünyaya göç etmiş olan Amerika'lı Kızılderililer tarafından neredeyse soyları tükenene değin avlanmışlardı. Eski Dünya'da ise Buzul Çağı'ndan sonra Avrupa'da ormanların oluşması Equuscaballus'un önce avlandığı sonra yararlanmak için evcilleştirildiği bozkırlara doğru göçe zorlamıştı. Karedeniz'in kuzeyinde Dinyeper Nehri üzerindeki Srednijstog adı ile bilinen yerleşim yerinde yapılan kazılarda M.Ö. 4000'lerden kalma terbiye edilmiş atların ait olduğu sanılan kemikler ele geçirilmiştir. Taş Devri insanı atları üzerine binmek ya da arabaya koşmak yerine etini yemek için avlamaktaydı; çünkü o dönemde atlar sırtında bir insan taşıyamayacak kadar güçsüzdü ve insanlar da atı bağlayıp çektirebilecekleri arabaları henüz icat etmemişlerdi.



M.Ö. 9. Yüzyıl Asur Atlılarını Gösteren Bir İllustrasyon...



M.Ö. 4. Yüzyılda Alan - Sarmatya ve İskit Atlılarını Tasvir Eden İllustrasyonlar...








M.Ö. 4. Yüzyılda Bir Taranto Atlısı ve Kullandıkları Atlar....




      Ayrıca Taş Devri insanının atların özel üretim yöntemleriyle daha büyük, daha güçlü ve daha hızlı olabileceklerini ve diğer türlere oranla kendilerine daha fazla yarar sağlayacaklarını bilmesi olanaksızdı. Şimdi biliyoruz ki, genetik nedenlerden dolayı her yörede görülen eşekler Moğolistan ve Türkistan'da bulunan hemiyonlar, Tibet Yaylası'nın kiyangları, Batı Hindistan'ın gorkurları ya da Mezopotamya ve Türkiye'nin yaban eşekleri bu gelişmeyi göstermezlerdi. Taş Devri insanı içinse böyle bir ayrım yapmanın olanağı yoktu. Özellikle Caballus kısa bacakları, kalın ensesi, çıkık karnı, dışa çıkık suratı ve sert yelesi ile türü ortadan kalkıncaya dek görünümü ve performansında hiçbir değişiklik olmayan tarpandan büyük bir farklılık gösteremezdi.


     Bir savaş objesi olarak atın kullanımını ise M.Ö. 1350 yıllarına ait Mısır yarı kabartmalarında görebiliyoruz. Bu kabartmalarda ve M.Ö. 12. yüzyıldan kalmış kabartmalardan bir tanesinde Kadeş Savaşı'na katılmış bir atlı asker tasviri bulunmaktadır. Fakat yine de bu atları bugün bildiğimiz anlamdaki süvarilere benzetmemiz mümkün değildir; zira o dönemde ata binen insanlar eyer ve üzengi kullanmıyorlar ve atı kolayca yönetemeyecekleri şekilde arkaya oturuyorlardı. Atların o devirde henüz sırtlarında insan taşıyabilecek güce ulaşamadıklarını buradan da anlayabiliyoruz. M.Ö. 8. yüzyılda ise seçme ve ıslah yoluyla elde edilen cins atlara Asurlular ağırlıklarını omuzlarına vererek biniyor, hayvanlarla gerekli iletişimi kurabildikleri için hareket halindeyken ok atabiliyorlardı. Belki binicilik gelişmemişti ama biniciler istedikleri anda dizginleri ellerinden bırakarak da atlarını sürebiliyorlardı.


Roma İmparatorluğu Döneminde Atların Kullanımı...

(M.S. 1-2. Yüzyıl)



(M.S. 3-4. Yüzyıl)



(M.S. 5-6. Yüzyıl)




     Binicilik bozkırlarda uygar ülkelerden çok daha önce başlamıştı ve Asurlularda gelişen at üzerinde ok atma sanatı bozkır sınırından dışarı taşınca, binicilikte usta olanlar tarafından ivedi biçimde benimsenmişti. İkinci Sargon dönemi gibi geç sayılabilecek tarihlerde bile bozkırlarda yakalanıp eğitilen genç tayların Asurlulara satıldıklarını bilmekteyiz. At sırtında ok atmanın da hemen hemen aynı dönemde bozkır insanları tarafından uygulanmaya başladığını söylemek olasılık dahilindedir.


     Asurlular, İskitler, Kimmerler gibi atlı kavimler Himalaya'lardan Kafkas Dağları'na kadar uzanan bir alan dahilinde kendilerine göre nispeten uygar olan kavimleri bile atlarına olan hakimiyetleri ve atlarını savaş alanlarında etkin biçimde kullanabilmeleri nedeniyle dize getirmeyi başarmışlardı. M.Ö. 7. yüzyılın sonlarında Mezopotamya'ya saldırmış olan İskitler, Ortadoğu - Hindistan - Çin ve Avrupa'daki uygarlıkların sınırlarında 2000 yıl kadar sürecek olan baskın, yakıp yıkma, köle alma, öldürme ve topraklara sahip çıkma olaylarının adeta habercisi olmuşlardır.


Hun - Karolenj ve Bizans Atlıları... 

(M.S. 4-6. Yüzyıl)



(M.S. 8-9. Yüzyıl)



(M.S. 9-11. Yüzyıl)



     Uygarlığın sınırlarına aralıksız sürdürülen saldırıların merkezde de bazı değişikliklere neden olduğu ve böylece bozkır konar göçerlerinin askeri tarihin en önemli ve en zararlı askeri güçlerinden biri olarak tanınmalarına yol açtığı bilinmektedir. İskitler ilk ürkütücü saldırılarını yapmadan birkaç kuşak öncesine değin Volga kıyılarında insanların yetiştirdiği ve yediği ufak tefek, sert tüylü midilliler bozkır konar göçerlerinin uygarlıklara verdiği büyük zararların taşıyıcıları olmuşlardır.


İngiliz Şövalyelerinin ve Kraliyet Süvarilerin Kullandığı Atlar...

(M.S. 12-13. Yüzyıl)



(M.S. 14-15. Yüzyıl)



(M.S. 18. Yüzyıl)




     Atların kullanımında ve atlara hakimiyette çığır açan bir buluş olan üzenginin ise Avrupa'da 8. yüzyıla kadar kullanılmadığı ifade edilmektedir. Böyle söylenmesinin nedeni, Batı Avrupa'da süvari sınıfının bu yüzyıla kadar kurulmamasıyla bağlantılıdır. Romalıların "barbar" adını verdiği Batı Roma'yı yok eden kabileler Gotlar, Alanlar, Vandallar, Heruliler ve Hunlar atlı savaşçılardı. Fakat Avrupa nüfusunun çoğunluğunu oluşturan Keltler, Germenler veya Slavlar olsun bunlar yaya olarak savaşıyorlardı. Saldırı sırasında hareketlilikleri çok olan Kuzey Afrika'lılar (Moors) ve Vikingler, Franları süvari sınıfı kurmaya zorlamıştır.



Geçmişten Günümüze Kullanılan Bazı Üzengi Çeşitleri ve At Ekipmanları...










     Üzenginin doğuda ise milattan önce en erken 4. yüzyılda kullanıldığı belirtilmektedir. Bu döneme ait bir İskit vazosu üzerindeki kabartmalar üzengi ile donatılmış eyeri göstermektedir. Ki, bu da İskitlerin üzengiyi kullandıklarını gösteren bir kanıttır. "Atlı okçular" olarak bilinen birçok İskit önce üzengiye ihtiyaç duymamışlardır. Ancak sonradan Sarmatyalıların onları yenmesiyle buna gerek duymuşlardır. M.Ö. 2. yüzyıla uzanan Hindistan'daki bir Budist tümülüsündeki heykeller atlıların üzengi kullandıklarını göstermektedir. Kabileleri alanlarına katılan Sarmatyalılar, Hıristiyanlığın geldiği dönemlerde batıya doğru harekete geçtiler. Ağır zırh giyiyorlardı ve yayı kullandıkları gibi mızrak da kullanıyorlardı. Ve bunun yanı sıra üzengileri de vardı. Onlar İskitlerin yerine geçerek batı steplerinin efendileri oldular. Vizigotlar ve Ostrogotlar üzengiyi kullanmayı onlardan öğrendiler. İskandinavya'dan Doğu Avrupa'ya yavaş yavaş sızan Vandallar, Gepidler, Heruliler ve diğer "Doğu Germen" kavimleri de üzengiyi Sarmatyalılardan öğrendiler. Elbette ki tüm kavimleri Roma içine süren Hunlar da üzengiyi kullanıyordu. Hunlar, Macaristan'da Attila'nın imparatorluğunun sona ermesinden sonra uzun müddet kaldılar ve Doğu Roma'nın en iyi süvarileri oldular.



At Eyeri ve Diğer Ekipmanlar...






   
(1- Ön Kemer, 2- Arka Kemer, 3- Sağrı, 4- Bağlantı Barı, 5- Örtü, 6- Kanat, 7- Zırh, 8- Üzengi Kayışı, 9- Üzengi.)



YARARLANILAN KAYNAKLAR:



* John Keeegan, Savaş Sanatı Tarihi, (Çev.) Füsun Doruker, Sabah Kitapları, İstanbul, 1995.


* Osprey Publishing (Muhtelif Kitaplar).

* William Weir, 50 Weapons That Changed Warfare, New Page Books, 2005.

26 Kasım 2011 Cumartesi

HASTİNGS SAVAŞI (M.S. 1066)

  
     Hastings Savaşı daha sonraki yıllarda Avrupa'da vuku bulacak pek çok savaş gibi bir veraset anlaşmazlığından kaynaklanmıştı. İngiltere Kralı "Dindar" Edward kendisinden sonra gelecek bir vâris bırakmadan ölmüştü. Normanlarla bağları olan ve 1042'de İngiltere'ye çağrılana değin Normandiya saraylarında bir nevi sürgün hayatı yaşayan Edward, İngiltere'nin en etkin ve soylu ailelerinden Wessex Kontu Godwin'den çekindiği için onu ülke dışına sürme arayışlarına girdi ve 1051 yılında bunu başardı. Fakat bunu başarırken Normandiya Dükü ve akrabası olan William'a tahtı bırakma sözü vermişti.


     Normandiya Dükü William, babası Dük "Şeytan" Robert'ın gayrı meşru bir ilişkisinden doğmuş çocuğuydu. Ama bu durum onun yedi yaşındayken düklük mirası almasını engellemedi. Bir çok sıkıntı ve tehlikeye karşın, yirmi yaşına geldiğinde Fransa Kralı I. Henry'nin de desteğiyle gücünü arttırdı ve düzeni sağladı. Mizacen yeri geldiğinde acımasız olabiliyorken, yardımsever ve cömert bir insan olarak tanındı. Aslında İngiltere üzerinde krallık talebi olmayan kuzeni Edward'ın İngiltere kralı olmasının akabinde bazı sorun ve tehlikelerle karşı karşıya kalması ve kendinden yardım istemesi William'ı da yaşanacak olayların içerisine sokmuştu. Edward'ın annesi Normandiya düklük hanedanına mensupken, aynı zamanda İngiltere - Norveç ve İsveç'in bir bölümünü fethetmiş olan Danimarka Kralı Büyük Kunud'un dul kalan eşiydi. Zaten Edward'ın Normandiya'da sürgün edilmesinin başlıca sebebi de Knud'un vârislerinin taht üzerinde hak talep edebilecek bir İngiliz'i uzakta tutma çabalarıydı.


Hastings Savaşı Öncesinde Dönemin Coğrafyası... 





     Edward başa getirildiğinde İngiltere genel anlamda zayıf ve giderek Büyük İskandinavya etkisi altına giren bir yerdi. Ülkede yaşayan soylu ailelerin çoğunluğu Danimarka kökenliydi veya taraftarıydı. Böyle bir atmosferde daha önce Edward tarafından ekarte edilen Wessex Kontu Godwin bir hamle yaptı ve İngiliz toplumunun bazı ileri gelenlerinin de desteğini alarak bir yıl kadar sonra iktidarı tekrar ele geçirdi. 1053'te Godwin'in ölümü iktidarın oğlu Harold'a geçmesini de beraberinde getiri. Harold'un kız kardeşinin Kral Edward ile evli olması iktidarını pekiştirmesinde yardımcı unsur oldu.


     Edward'ın 1066'da yaşamını yitirmesinin ardından Harold, Normandiya Dükü William ve Danimarka Kralı Knud'un soyundan gelen Norweç Kralı Harald Hardrada da aynı esnada İngiltere üzerinde hak talep eder hale geldi. William, Kral Edward'ın daha önce kendisine vermiş olduğu sözü neden gösterirken Harald Hardrada ise Edward'ın ölmeden evvel kendisini vâris olarak işaret ettiğini belirtiyordu.


     Yaşanan bu oldukça karışık durum savaş hazırlıklarını da beraberinde getirdi. William 7-8 bin kişilik bir ordu ile 750 civarında gemi toplamıştı. Fransa kralının çocuk yaşta olması, Fransa topraklarındaki siyasi konjonktürün kendisine sıkıntı oluşturmaması ve Papa'nın desteğini sağlaması William için bir talihti. Bu esnada Harald Hardrada da boş durmayarak İngiltere'deki yeni kral Harold'un sürgündeki kardeşi Tostig ile ile anlaştı. Beraber kurdukları 300 gemilik donanma ile York yakınlarında karaya çıktılar ve Kral Harold'a karşı savaşı fiilen başlattılar.


Tostig ve Harald Hardrada Kuvvetlerinin Kuzey İngiltere'ye Çıkarma Yaparken İzledikleri Yol...






     Harald ve Tostig'in askerleri Kuzey İngiltere kontlukları yenmekte zorluk çekmediler. Fakat Kral Harold komutasındaki İngiliz ordularının yakın çevrede olduklarından haberleri yoktu. Kral Harold günde 40 km. gibi o dönem için muazzam sayılabilecek bir hızla intikal ederek Norveç ordusuna Stamford Köprüsü üzerinde aniden saldırarak Harald Hardrada'yı ve Tostig'i öldürdü.



Tostig ve Harald'ın Ordusunda Bulunan Viking Askerleri... 

( Viking'ler "Skeggox" denilen uzun baltalar ya da kılıçlarla savaşa girerlerdi. Zincir zırh, deri ya da demir miğfer giyer, uzun üçgen şeklinde tahta kalkanlar taşırlardı. Yakın savaşa girdiklerinde uyguladıkları taktik, safları birbirlerine yaklaştırıp kalkanlarını bir arada tutarak bir kalkan duvarı, yani "savaş çalısı" oluşturmaktı; bunun ardından kendilerine benzer durumdaki düşman saflarını mızrak - kılıç ve balta kullanarak yarmaya çalışırlardı. Düşman safları bir kez yarıldı mı, Viking'lerin onları imha etmesi zor olmazdı. Normalde oldukça küçük bir orduya sahip olan Viking'lerin [Genelde 2000 civarı savaşçı ile savaşırlardı] asıl gücü düşmanlarına yaydıkları korkudan müteşekkildi. Zira söz konusu savaş olduğunda oldukça gözü kara ve acımasız bir toplumdular.)







     Yaşananlardan haberdar olan Normandiya Dükü William ise iki gün sonra güneyden karaya çıktı. William'ın öncelikli amacı kuzeyde Norveç ordularıyla savaşan Kral Harold'un toparlanmasına mahal vermeden onu kendi üzerine çekmekti. Bu gaye ile Kent ve Sussex'i yakıp - yıkarak Harold'u daha fazla kışkırttı. Harold ise belki de Norveç ordusunu yenmenin kendisine verdiği güven ve heyecan ile bu tuzağa düşerek takviye güçlerin katılımını beklemeden ve ordusunu dinlendirmeden güneye doğru hareket etti. Kendi ordusunu kuzeye sürmeyerek Harold'un güneye gelmesini bekleyen William dolaylı stratejinin en güzel örneklerinden bir tanesini vermişti. Yorgun ve yıpranmış İngiliz ordusu güneye intikal ederken daha da yorulacak, takviye alamayacak ve William'ın seçeceği bir bölgede savaşa girecekti. Kısacası her türlü stratejik, taktik ve teknik avantaj kendisindeydi.



Norman Kralı William'ın Güney İngiltere'de Karaya Çıkışı ve Hasting'e Doğru Takip Ettiği Güzergâh




     Harold intikal halindeyken yerel milis güçlerine toplanmalarını ve İngiliz ordusuna katılmasını söylediği halde orduya katılan milis gücü sayısı beklediğinin çok altındaydı. Bunda düzensiz milislerin ağır davranmalarının ve sadakatsizliklerinin etkili olduğunu söyleyebiliriz. Harold'un daha önce Norveç ordularını mağlup eden askerlerinin istim üzerinde olduklarını düşünmesi de bu durumu göz ardı etmesine yol açmıştır. Harold'un William'ın ordularına, Stamford'da Norveç ordusuna yaptığı gibi, baskın tarzında saldırmak istemesini de ayrı biçimde not düşmek gerekir.


     Nihayetinde iki ordu Hastings civarlarında karşı karşıya gelmiştir. Harold'un ordusu şimdilerde "Muharebe Tepesi" denilen Senlac Tepesi'ndeki bir sırtta mevzi alırken bunu öğrenen William ise ordusunu tepenin eteklerine topladı. İngiliz ordusu kanatlarını tepenin her iki yanındaki koruluk bölgeye yasladığı için William başlangıçta düşündüğünden daha dezavantajlı bir yerde, tepenin eteklerinde mevzilenmek zorunda kaldı. Aslında ironik bir biçimde Normandiya'lı William da bu savaşı ivedi bir biçimde bitirmek taraftarıydı; zira Harold'un takviye birlikleriyle güçlenmesini istemiyordu. Fakat Harold ondan daha fazla acelecilik göstermişti.



Hastings Savaşı'nda Anglo-Sakson Ordusu İçerisinde Yer Alan Savaşçılar...


Huscarl (Housecarl) [Kraliyet Saray Muhafızları]

(Huscarl'lar muazzam büyüklükte tek ağızlı bir başı ve yaklaşık 150 cm. uzunluğunda bir sapı olan uzun Dan savaş baltasıyla silahlanmışlardı. Bu balta at üzerinde kullanılmayacak kadar ağırdı ve iki elle kavranması gerektiği için de yüz yüze mücadelede kalkan kullanılmasını imkansızlaştırıyordu. Bu dezavantajına karşın bu silahla hasma indirilen darbeler çok etkili oluyordu. Hastings Savaşı'nda da görüleceği üzere, bir vuruşla bir atın başı kolayca kopartılabiliyordu. Savunma teçhizatları bakımından ise Normanlara benzer bir şekilde teçhiz edilmişlerdi: Kalçalarına kadar uzanan zırhlı bir gömlek ve burunlarına oturan sivri çelik başlıklar giyiyorlardı. Savaş taktikleri standart piyade kol düzeniydi; sık saflar halinde dizilerek kendilerine karşı gerçekleştirilen saldırıları püskürtebiliyorlardı. Ayrıca yine bu dizilişle karşılarındaki engelleri yarma harekâtlarını başarıyla düzenleyebiliyorlardı. Kişisel güçleri, taktiksel disiplinleri, kendilerine olan güvenleri ve aidiyet duygularıyla zamanın en tehlikeli ve elit askeri sınıflarından biri olarak lanse edildiler. En önemli kusurları ise savaş düzenlerinin meydana getirdiği hareket yavaşlığı ve fırlatmalı silahlara karşı savunmasız olmalarıydı. Süvarilerden gelen hücumlarda onları durdurabilmek amacıyla yanaşık düzene geçerek yekpare biçimde karşılık vermekteydiler.)







     Her iki taraf da seçme sayılabilecek birliklere sahipti. Harold'un ordusunda iyi silahlanmış kraliyet muhafızları, milis kuvvetleri ve az sayıda okçu vardı. William ise sadece Normandiya'lılardan oluşan bir ordu ile değil, Britonya - Fransa ve Flamanları da içeren bir ordu hazırlamıştı. İngiltere'ye getirdiği çok sayıdaki süvari ordusunun temel birimiydi. Sayıları 3000 kadar olan atlı şövalyeler ile 4000 kadar mızraklı piyade ve 1000 kadar okçu Norman ordusunun savaş unsurlarını teşkil ediyordu. Tüm askerler zincirden oluşan metal zırh ve miğfer giymekteydiler.


Anglo-Sakson Fyrd (Milis Güçleri)

(Fyrd yani milis güçleri barış ortamında sıradan insanlar gibi yaşayan ama olağanüstü durumlarda silah altına alınan birimlerdi. Uygulamaya göre her hür kişi ne kadar silah bulabilirse o kadarını yanına alıp savaşa katılmakla yükümlüydü. Bu askerler silah olarak mızrakları, ağaç kesmek için kullandıkları baltaları, üzerine taş bağlanan sopaları, sapanları ve az bir kısmının da ok ve yayları bulunuyordu. Çoğunlukla Orta ve Güney İngiltere'den toplanırlardı. Bu dağınık ve profesyonel olmayan yapılarına karşın Anglo-Sakson ordusunun bel kemiği hüviyetindeydiler. Zira bilhassa Viking saldırılarına karşı uzun yıllar ülkeyi başarıyla savunmuşlardı. Hastings Savaşına değin de İngiltere ordularının çekirdeği olmaya devam ettiler.)






İngiliz Okçusu



     Bu noktada önemli bir anektodu eklemek gerekir: William'ın ordusu mevzi alırken Normandiya ordusu ile arasında hemen hemen 500 metrelik bir mesafe vardı. Bu mesafe ile savaş düzeni alacağı yerin arası ise (ki ordular savaş düzenini 100 metre civarındaki bir uzaklıkla alacaktı) bir bataklığın ortasındaki dar ve kuru bir yoldan geçiyordu. Dolayısıyla Harold, Norman süvarilere bataklığın üzerinden geçerken saldırsaydı hareket yetisi sınırlanacak olan atların ve şövalyelerin muharebeye etkisi minimuma seviyeye inecek, 3000 atlı şövalyesinin gücünden yararlanamayacak olan William için savaş çok zor merhalelere gelebilecekti. Ancak Harold'un neden saldırmadığı halen muammadır.


Anglo - Saksonların Süvari Birimleri İçerisinde Yer Alan İngiliz Şövalyeleri... 





Anglo - Sakson Ordusunun Bünyesinde Bulunan Askerleri Aynı Karede Gösteren Bir İllustrasyon...





     Ordusu sağ salim mevzi alan William düşündüğü plan gereğince hemen saldırıya geçti. 1000 kadar okçusuyla Harold'un askerlerini taciz etmeye çalışan William gerek Harold'un milis güçlerinden mürekkep bir grubu sırt boyunca kalkan duvarı olarak kullanması, gerekse bu ok atışlarının bayır yukarı çok az etkisi olması nedeniyle başarısız oldu. Norman süvariler ise solda Bretonlar, sağda Fransızlar ve merkezde Normanlar olmak üzere üç bölüme ayrılarak savaş düzeni almıştı. Önce piyadelerin saldırıp, hasımlarını bozması sonra ise hareketli ve ağır zırhlı şövalyelerin nihai darbeyi vurması öngörülüyordu. Norman piyadeleri verilen hücum emri uyarınca İngilizlere yüklendi. Fakat geri püskürtüldüler. William ise bu ricatın bozguna dönüşmemesi için süvari birliklerine saldırı emri verdi.


Hastings'te Tarafların Aldıkları Savaş Pozisyonları...





İlk Norman Saldırısının Akabinde Oluşan Anglo - Sakson Mukavemeti ve Normanların Sol Cenahında Yer Alan Bretonların Ricatı...





Hastings Savaşı'nı Tasvir Eden Bir İllustrasyon (Norman Saldırısı)...





     Savaşın diğer tarafında ise İngiliz piyadelerin Norman oklarını savuşturduktan sonra kendilerine karşı taarruza geçmiş olan Normandiya mızraklı piyadelerine saldırdıklarını görmekteyiz. Önce okçu ateşi başlatan İngilizler akabinde kraliyet muhafızlarıyla (Housecarl) Norman saflarına yüklenmişlerdir. Kraliyet muhafızları büyük baltalarını kullanarak Norman piyadelerin zırhlarını kolayca etkisiz hale getirebiliyorlardı. Zaten bunun sonucunda Norman hattının solunda kalan Bretonlar çökmüş ve geri kaçmaya başlamıştı. Kanatları korumasız kalan Norman ordusunun merkezi de geri çekilmek zorunda kaldı. Anglo - Sakson'lar savaşta büyük avantaj sağlamış gibi görünüyor ancak süreç William'ın düşüncelerine paralel biçimde ilerliyordu. William, İngiliz birliklerinin Bretonları kovalamak için mevziden ayrıldıklarını görünce bir kısım süvarilerini ihtiyatta bırakarak askerlerinin ekseriyetini İngiliz piyadelerinin üzerine sürdü.


Anglo - Saksonların Gözünden Norman Mevzileri...





Normanların Gözünden Harold'un Karargâhı...





 Nihai Norman Taarruzu...






     Mevzilerinden ayrılan İngilizler Norman süvarisinin önüne düştüler. Norman süvariler bir kısım Anglo - Sakson askerini etkisiz hale getirdikten sonra yine bir sahte ricat yaparak diğer İngilizleri de mevzilerinden çıkarıp açık alana çekmeyi başardılar. William savaşın başlangıcında zor duruma düşmesine karşın planına sadık kaldığından ötürü avantajlı duruma geçmişti. Fakat yine de nihai darbeyi vurmuş değildi. Nihai darbeyi vuracak olay şans eseri gerçekleşti: Müsademe devam ederken William okçularına tekrar emir vererek tepe üzerindeki Anglo - Sakson'lara karşı bir kez daha atış yaptırdı. Okçular bu kez direkt atış değil de, bombeli bir biçimde oklarını fırlattılar. O esnada kalkanını zamanında kaldırmayan isimlerden bir tanesi de Kral Harold olunca rastgele atılmış olan oklardan bir tanesi gözüne saplanarak onu ağır biçimde yaraladı. Ordusunun sevk ve idaresini yapacak lider savaş dışı kaldığından İngilizler yavaş yavaş çökmeye başladılar. William ise piyade ve süvarilerine bitirici darbeyi indirmeleri için genel taarruz emrini verdi. Norman şövalyelerinden biri Harold'u buldu ve öldürdü. Anglo - Sakson askerler peyderpey savaş alanından silindi.



Norman Ordusunun İçerisinde Yer Alan Savaş Unsurları... 

Norman Şövalyeler












Arbalet (Tatar Yayı) Kullanan Okçular...





Norman Ordusu İçerisinde Yer Alan Fransız ve Breton Kökenli Askerler...






     Hastings zaferi İngiltere'ye tam hakimiyeti sağlamadı. Fakat William 1066 yılının Noel günü taç giydikten sonra Normanlar uzun vadeye yayılan bir hakimiyet siyaseti izlediler. Yer yer ayaklanmalarla karşılaşmalarına rağmen 1170'lerin başında hakimiyetlerini sağlam bir temele oturtmayı başardılar. Yerel kurumlara dokunmayan Normanlar krallık kurumunun yapısını kuvvetlendirmeye özen gösterdiler. Böylece feodal sınıfın kıta Avrupa'sındaki gibi güçlenmesinin önüne geçilmiş olundu. Coğrafî avantajlarının da yardımıyla başka bir istila dalgası ile karşılaşmayan İngilizler sağlam bir denizcilik sistemi ve donanma kurarak denizaşırı güce sahip olmaya başladılar. Dünya sathında kuvvetlenen bir İngiltere ise kıta Avrupa'sındaki herhangi bir devletin o coğrafyanın tümüne yayılacak muhtemel etkisinin önünde devamlı surette denge unsuru oluşturmuştu.



Hastings Savaş Alanının Günümüzdeki Görünümü (Üçüncü Fotoğrafta Meşhur "Senlac" Tepesi Görülmekte)...









YARARLANILAN KAYNAKLAR:

* Christon I. Archer - John R. Ferris vd., Dünya Savaş Tarihi, (Çev.) Cem Demirkan, Tümzamanlar Yayıncılık, 2006, (s. 129 - 136)

* Christopher Gravet, Norman Knight, Osprey Publishing, 1993.
* Christopher Gravet, The Fall Of Saxon England, Osprey Publishing, 1992.

* C.W.C Oman‚ Ok Balta ve Mancınık: Ortaçağ´da Savaş Sanatı 378-1515‚ (Çev.) İsmail Yavuz Alogan, Kitap Yayınevi‚ İstanbul‚ 2002‚ (s. 30 - 34).

* David Nicolle, French Medieval Armies (1000 - 1300), Osprey Publishing, 1991.

* David Nicolle, The Normans, Osprey Publishing, 1987.

* John France, "Hastings", Bütün Zamanların Yetmiş Büyük Savaşı, (Ed.) Jeremy Black, (Çev.) Nurettin Elhüseyni, Oğlak Yayınları, İstanbul, 2006, (s. 54 - 57).

* Ian Heath, The Vikings, Osprey Publishing, 1985.

* Liddel Hart, Strateji: Dolaylı Tutum, (Çev.) Cemal Enginsoy, ASAM Yayınları, 2002, (s. 42 - 45).

* Mark Harrison, Anglo - Saxon Thegn (449 - 1066), Osprey Publishing, 1993.

* Mark Harrison, Viking Hersir (793 -1066), Osprey Publishing, 1993.

* William Weir, Dünyayı Değiştiren 50 Savaş, (Çev.) Emine Demirtaş - Mehmet Usta), Etkileşim Yayınları, 2009, (s. 103 - 108).